Arşiv

Archive for the ‘izzet özgenç’ Category

Samanyolu Haber ve İzzet Özgenç Hoca!

08/01/2011 2.963 yorum

>

5941 sayılı çek kanunu‘nun mimarı, İzzet Özgenç Hoca, Samanyolu Haber  Asım Yıldırım‘la “Son Durum” programında, 5941 sayılı çek yasasında kast unsuru olduğunu, 3167 sayılı çek kanunu ile açılmış karşılıksız çek davalarının kast unsuru aranıp ona göre uygulama yapılması gerekirken bunla ilgili içtihat yayınlamayan ve Yargıtayı suçlayan açıklamasını televizyonlarda milyonlarca kişi izledi kulaklarıyla duydu.

İzzet Özgenç, gerek Adalet.org sitesinde 5941 sayılı çek kanunu uygulamaları adı altında Eyüp Cumhuriyet Başsavcısı Vuslat DİRİM ile birlikte, hakim ve savcılara uygulamanın nasıl olacağı yönünde verdiği bilgilerde 5941 sayılı çek kanununda uygulama açısından hangi bir sorun olmadığını, “Kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple, çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması hâlinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır” bunun dışında ki tüm sebebler de “ceza sorumluluğu” doğar demektedir.
Sıkıştığı anlarda ise kaçamak cevaplarla “Kast” tanımının TBMM Adalet Alt Komisyon çalışmaları sırasında önerimiz üzerine söz konusu fıkra metnine “kasten” kelimesi ilave edilmiştir fakat üst komisyon olan Adalet Komisyonu tarafından “kasten” ibaresi fıkra metninden çıkarıldı, Bu kararda özellikle Yargıtay ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini temsilen Komisyon çalışmalarına katılan kişilerin görüş ve önerileri etkili oldu” ifadelerini kullanmaktadır.

Keza, Gazi Üniversitesi ve benzer üniversitelerde yapılan çek kanunu ile ilgili panellerde aynı konuları dile getirmiş, hatta Gazi üniversitesindeki bir panelde Yargıtay 10. Ceza dairesi üyesi Ali Kınacı ile tartışmaya girerek Çek Kanununun Anayasaya ve AİHM 4. ek protokolüne aykırı olmadığını da dile getirmiştir,

Dün gecede “Yargıtayın kast unsurunu bir içtihatla açıklaması gerekiyor” ifadeleriyle nasıl topu Yargıtay 10. Ceza Dairesine attığını duyduk dinledik.

Gerçi İzzet Hoca ders verdiği öğrenciler tarafından sürekli fikir değiştiren bir kişi olarak tanınmaktadır, yanlışlıkla iki hafta üst üste aynı yargıtay kararını inceleyip birinde yargıtay’ı sonraysa “yerel mahkemeyi”ni haklı bulduğu çok görülmüştür.

Sonuç olarak, İzzet Özgenç hoca, çek mağdurları ile ilk defa yüzleşti, çek yasasının mağdur ettiği insanlarla ilk defa yüzleşti tepkilerin nasıl çığ gibi arttığına ilk elden şahit oldu, ve topu anında Yargıtaya atarak kendisinde bir kusur olmadığını söylemek zorunda kaldı, bu bizler için büyük bir başarıdır.

Son haftalarda Yargıtay yoğun iş yükü gerekçe gösterilerek sonuçlandıramadığı davalar nedeniyle topun ağzında, gerek iktidar gerekse medya tarafından eleştiriliyor,
Yerel Mahkemeler de aynı eleştirilerden nasibini almış durumda, fakat ne hikmetse karşılıksız çek davaları ışık hızıyla sonuçlandırılmaktadır fakat mahkemelerin çek davalarında nasıl bir yol izleyeceği konusunda yaşadığı belirsizliğe rağmen yargıtaydan yol gösterici hiç bir içtihat çıkmadı iki senedir tam bir karmaşa hüküm sürmekte
Bu aşamadan sonra Yargıtaya içtihatlarla ilgili bu zamana kadar ne için beklendiği sorulabilir, karşılıksız çek davalarını bu kadar özel kılan gerekçeler nedir, neden hukuk kuralları uygulanmıyor bunun hesabını sormak gerekiyor dilekçe ektedir linke tıklayarak indirebilirsiniz.

BURAYA TIKLAYARAK YARGITAYA GÖNDERİLECEK DİLEKÇEYİ İNDİREBİLİRSİNİZ

Önümüzdeki günlerde Ankarada, Abdi İpekçi Parkı gibi benzer bir eylemle yargıtayın tutumunu eleştiren, bu hukuksuzluğun nedenlerini sorgulayan bir eylem ortaya konulursa bu Medyada yankı uyandırabilir.

Fakat bir şekilde medya gündeminde olmamız gereğide apaçık ortada, bir yandan yargıtay bir yandan basın ve Televizyon kanalları ile görüşmeler, bir yandan da ses getirebilecek girişimlerde bulunmamız şart,
bunun için kimlerle irtibata geçeceğinizi biliyorsunuz, Yargıtayla  ilgili çalışma yapan arkadaşlarımız var, bir gurup arkadaşlarımzla da medya konusunda girişimlerde bulunuyor ve bu konuda etkili olan kişilerle irtibat kurmaya çalışıyoruz.

Bir yandan da küçük guruplar halinde TBMM ziyaretine gitmek, orada bulunan basın aracılığıyla haber olmak, muhalefet partilerinin çek mağdurlarının sorunlarını kurula yansıtması açısından çok önem arz eden girişimlerde bulunmak. Ankarada olan arkadaşlarımız)
Cihan Haber Ajansı, Pazar günü veya Pazartesi Çek Mağdurlarının sorunlarını işleyen geniş bir haberi medya servislerine sunacak, en azından planlamaları bu şekilde.

Sonuç olarak: İzzet Özgenç’in “kast” konusunda topu yargıtaya atmasındaki nedenin “Anayasa Mahkemesinden bir duyum mu aldı” sorusunu aklıma getirmedi değil, inşallah yanılmıyorumdur.

>İzzet Özgenç’in hazırladığı yasalar tartışmalı

04/03/2010 Yorum yap

>Eğitim-Sen’in YÖK’e ilettiği rapor kabul edilirse Prof. Dr. İzzet Özgenç’in akademik unvanları elinden alınabilecek.
Bu durumda Özgenç’in görevi boyunca hazırladığı yasalarda tartışmalı hale gelecek.

Özgenç, her ne kadar adı ön planda gözüken bir isim olmasa da, AKP’nin en önemli mimarlarından ve Başbakanın danışmanı, Yeni Türk Ceza Kanunu, Yeni Çek Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu tasarılarının hazırlayıcısı bilim kurulunun iki üyesinden biri ve halen YÖK Genel Kurulu Üyesi.

YÖK Başkanvekilliği görevini terk eden Özgenç’in hazırladığı doçentlik tezi üç kez reddedilmiş, 1997 yılında ise kabul edilmişti.

Raporun iddiasına göre Özgenç’in doçentlik tezinin esasını Prof. Dr. Hans Achenbach’ın 1974 yılında yayımlamış olduğu Historische und dogmatische Grundlagen der Strafrechtssystematischen Schuldlehre isimli eseri oluşturuyor.
Özgenç’in doçentlik tezi 132 sayfadan oluşurken, Türk bilim dünyasına bilimsel katkı yaptığı ileri sürülen 50 sayfalık kısmı belirtilen Alman Profesörünün eserinden kaynak göstermeden çevrildiği Eğitim-Sen tarafından YÖK’e iletilen raporda anlatıldı. Ayrıca Özgenç’in doçentlik tezinin ilk bölümünde yer alan 290 referansın 202 tanesinin doğrudan ve sıralı bir biçimde Achenbach’ın eserini takip ettiği de söz konusu raporda ifade edildi.

İlgili kanunlar bilim kurulunda görüşülürken zinanın yeniden suç olarak tanımlanması, devrim yasalarına karşı verilecek suçların ertelenmesi şeklindeki önerilerin sahibi olan Özgenç, 2008 yılının başında geçtiği YÖK başkanvekilliği sırasında ise, üniversite öğretim üye ve görevlilerini zora sokan birçok uygulamaya imza attı. Bunlardan birkaçı, tıp fakültelerinde görev yapan öğretim üyelerinin rotasyonu; meslek örgütlerinin yönetim ve denetim kurullarında faaliyet gösteren öğretim üyelerinin 2547 sayılı Kanunun 38. maddesinde belirtilen görevlendirilmelerinin yapılması gereği 2547 sayılı Kanunun 50/d maddesine göre istihdam edilen araştırma görevlilerinin, statülerinin aynı kanunun 33/a maddesine göre yapılmasını engelleyen kararlardır. Özgenç’in son icraatı, geçen günlerde TBMM tarafından yasalaştırılan tam gün yasası olmuştu. Kendisine karşı tepkilerin yükselmesi üzerine ise, YÖK denetleme kurulunun yapısında değişikliğin gündemde olduğunu, profesörlük ünvanına sahip ama psikiyatrik bakımdan sorunlu öğretim üyelerinin ders vermelerinin bu şekilde önüne geçileceğini beyan etmiş; YÖK’ün kararlarına karşı seslerini duyurma çabası içinde bulunan araştırma görevlilerini ise koçbaşı olarak nitelendirmişti.

İrticai faaliyet iddiası
Daha önce basına yansıyan bilgilere göre Özgenç’in İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki araştırma görevliliği görevine 1985 yılında son verildi. İddialara göre gerekçe, fakültedeki irticai faaliyetler idi. Daha sonra Konya Selçuk Üniversitesi’nde görev yapmaya başlayan Özgenç, 1994 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı sırasında ona hukuk danışmanlığı yaptı. O dönemde de belediyeye ait şirketlerin yönetim kurulu üyesi olması iddiasıyla bir ceza soruşturmasına uğradığı basına yansıyan Özgenç’in dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a karşı hazırlanan Şemdinli iddianamesinin ardında bulunan kişi olduğu iddia edilmişti.

Eğitim-Sen doğruladı
Konu üzerine görüştüğümüz Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç olayı doğruladı. Raporun kendi kurullarında hazırlanmadığını, raporu hazırlayan bir grup akademisyenin kendilerine ulaştırdığını, kendilerinin de raporu incelediklerini, açıklayıcı ve ikna edici bulduklarını söyleyen Kılıç; kendileri hazırlamamasına rağmen raporu YÖK’e Eğitim-Sen olarak kendilerinin ilettiğini söyledi. Geçen perşembe günü raporu YÖK’e verdiklerini söyleyen Kılıç, YÖK’ten gelen cevabı beklediklerini de sözlerine ekledi.

>İzzet Özgenç’in panel konuşması

11/01/2010 122 yorum

>

08.01.2010 günü Marmara Üniversitesi, Hukuk Fakültesinde yapılan Prof. Dr. Ünal TEKİNALP ve Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ’in konuşmacı olarak katıldıkları çek kanunu seminerinde, Sayın ÖZGENÇ tarafından hazırlanan açıklama ve sorulara cevap metni.

IV. Maddenin birinci fıkrasında, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde, çekin karşılığının ilgili banka hesabında tam olarak bulundurulmaması, suç olarak tanımlanmıştır. Gerçek ihmali suç şeklinde tanımlanan bu suç, madde gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere, çek üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edildiğinde karşılığının tam olarak bulundurulmaması hâlinde tamamlanmış olmaktadır. Bu husus, özellikle şikâyet ve dava zamanaşımı sürelerinin işlemesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır.

Söz konusu sekizinci fıkra hükmüne göre, ileri tarihli çek, üzerinde yazılı keşide tarihinden önceki bir tarihte karşılığı tahsil edilmek amacıyla bankaya ibraz edildiğinde, şayet hesapta para bulunuyorsa, ibraz eden hamile çekin karşılığı ödenecektir. Buna karşılık, hesapta para mevcut değilse, bu çekle ilgili olarak, üzerinde yazılı keşide tarihinden önceki bir tarihte karşılığı tahsil edilmek amacıyla bankaya ibraz edildiği için, karşılıksız çek işlemi yapılmayacaktır.
Keza, 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan suç, artık karşılıksız çek keşide etme suçu olarak da ifade edilemez.

Dolayısıyla, üzerinde yazılı keşide tarihinden önceki bir tarihte karşılığı tahsil edilmek amacıyla bankaya ibraz edilen ve hesapta karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak hukuki takip yapılamaz. Çek bedeliyle ilgili olarak hukuki takip yoluna gidilebilmesi için, çek üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. (m. 3, f. 8, ikinci cümle)

V. Mülga 3167 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinde tanımlanan suçun manevi unsuru bakımından uygulamamızda önemli bir sorunla karşılaşılmıştı. Uygulamamız, söz konusu suçun objektif (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olduğu algısını haklı çıkaran bir yönde gelişmiştir. Bu nedenle, 5941 sayılı Kanuna ilişkin tasarı hazırlık çalışmaları sürecinde en fazla tartışmaya mazhar konu, bu suçun ancak kasten işlenebilen bir suç olarak mı yoksa en azından taksirle işlenebilen bir suç olarak mı tanımlanması gerektiği hususu olmuştur. Ancak, bu hazırlık sürecinde, söz konusu suçun hiçbir surete objektif (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olduğu algısına yol açacak biçimde tanımlanmaması hususunda ittifak sağlanmıştır. Madde gerekçesinde yer verilen kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple, çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması hâlinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır. şeklindeki açıklamalar, bu ittifakın yansımasıdır. Bu mülahazalarla, Hükümet Tasarısındaki madde metninde “kasten” veya “taksirle” ya da taksiri ifade eden “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak” ibaresine yer verilmemiştir. Bu yolu izlemekteki düşüncemiz, sorunun Türk Ceza Kanununun 21 ve 22’nci maddelerinde kabul edilen kast ve taksire ilişkin genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesini sağlamaktı.
Ancak Hükümet Tasarısında madde gerekçesi olarak söz konusu suçun manevi unsuru bağlamında şu açıklamalara yer verilmiştir

Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçun manevi unsuru bağlamında da TCK’nın genel hükümleriyle uyumlu hale gelebilmesi için, söz konusu Kanun Tasarısı ile ilgili olarak TBMM Adalet Komisyonunda oluşturulan Alt Komisyon çalışmaları sırasında önerimiz üzerine söz konusu fıkra metnine “kasten” kelimesi ilave edilmiştir. Böylece “çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına kasten sebebiyet veren kişi”nin cezalandırılması yoluna gidilebilecektir . Ancak, TBMM Adalet Komisyonunda, Alt Komisyon tarafından uygun görülen bu değişiklik kabul edilmeyerek “kasten” ibaresi fıkra metninden çıkarılmıştır. Bu kararda özellikle Yargıtay ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini temsilen Komisyon çalışmalarına katılan kişilerin görüş ve önerileri etkili olmuştur.
Bu arada belirtmem gerekir ki; her ne kadar Adalet Bakanlığı bünyesinde bu Kanuna ilişkin tasarı hazırlık çalışmalarını yapmak üzere oluşturulan komisyon üyesi olarak madde metinlerinin redaksiyon görevi tarafımdan yerine getirilmiş ise de, yürüttüğüm başka görevler nedeniyle Tasarının Genel Gerekçesi ile Madde Gerekçelerinin yazımına müdahil olamadım.
Buna rağmen, TCK’nın 21 ve 22’nci maddeleri hükümleri göz önünde bulundurularak 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan suçun ancak kasten işlenebilen bir suç olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü, bu suçun karşılığında yaptırım olarak hem ceza (adli para cezası) hem de güvenlik tedbiri (çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı) öngörülmüştür. Bu suçun işlenmesi halinde, güvenlik tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına suçun failinin yanı sıra, hesap sahibinin tüzel kişi hakkında da hükmedilebilecektir.

Her he kadar söz konusu suç karşılığında Kanunda ceza olarak sadece adli para cezası öngörülmüş ise de, adli para cezasının infazından imtina edilmesi halinde, fail, 5275 sayılı İnfaz Kanununun 106’ncı maddesi hükümlerine göre zorlama hapsine tabi tutulabilecektir. Bu yönü itibarıyla söz konusu suç tanımının Anayasa’nın 38’inci maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu düşünülebilir. İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korumasına Dair Avrupa Sözleşmesine Ek ve Bu Sözleşme ile İlk Ek Protokol Kapsamında Bulunanlardan Başka Diğer Bazı Hak ve Özgürlükleri Tanıyan 4 Numaralı Protokol”ün “Prohibition of imprisonment for debt” Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılma yasağı başlıklı 1’inci maddesine göre,

No one shall be deprived of his liberty merely on the ground of inability to fulfill a contractual obligation”

Hiç kimse, yalnızca akdî ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”
Keza Anayasanın 38’inci maddesine 3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla eklenen fıkra hükmüne göre;
Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
Dikkat edilirse gerek 4 No’lu Protokolde gerek bu Protokol hükmüne dayalı olarak 2001 yılında Anayasanın 38’inci maddesine eklenen fıkrada, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün yerine getirilmemesinden değil, yerine getirilememesinden söz edilmiştir. Başka bir deyişle, söz konusu hukuk metinleri, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından bir imkânsızlığın söz konusu olduğu hale, yani zorunluluk haline özgü olarak hürriyeti kısıtlama yasağı getirmektedir.

Belirtmemiz gerekir ki, 5941 sayılı Kanuna ilişkin tasarı hazırlık çalışmaları sürecinde söz konusu suçun hiçbir surete objektif (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olduğu algısına yol açacak biçimde tanımlanmaması hususuna özen gösterilmiştir. Bu mülahazayla, madde gerekçesinde … kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple, çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması hâlinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır.” şeklinde açıklamaya yer verilmiştir. Bu açıklamaya izafeten 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç tanımının Anayasanın 38’inci maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olmadığı düşünülmektedir.

Soru: Tüzel kişinin yönetim organında görev yapmayan kişinin, bu tüzel kişi adına vekil sıfatıyla düzenlediği çekin karşılıksız çıkması halinde, ceza sorumluluğu cihetine gidilebilecek midir?
Cevap:
VI. Söz konusu suç, ancak bir gerçek kişi tarafından işlenebilir. Bu suçun faili çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren (gerçek) kişi olabilir. Bu gerçek kişi, çek üzerinde yazılı düzenleme tarihi itibarıyla karşılığını ilgili çek hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişidir. Bu suçun faili, çeki düzenleyen kişiden başka bir kişi de olabilir. Örneğin, bir şirket adına ileri tarihli çek düzenleyen temsilcinin, bilahare, çek üzerinde yazılı düzenleme tarihi itibarıyla şirketle ilişkisi kalmamış olabilir. Bu durumda karşılıksızdır işlemine tabi tutulan çek üzerinde yazılı düzenleme tarihi itibarıyla karşılığını ilgili çek hesabında bulundurmakla yükümlü olan şirket yetkilisi veya yetkilileri bu suçun faili olabilecektir. Maddenin ikinci fıkrası, bu mülahazayla formüle edilmiştir

Tüzel kişi adına düzenlenen çekin karşılığını üzerindeki ibraz tarihi itibarıyla hesapta bulundurmakla yükümlü olan kişi veya kişiler, 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmüne göre belirlenecektir. Tüzekl kişinin yönetim organında görev yapmamasına rağmen, bu tüzel kişi adına vekil sıfatıyla çek düzenleyen kişinin, düzenlediği çekin karşılıksız çıkması halinde, 5941 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmüne göre çekin karşılığını hesapta bulundurmakla yükümlü olan kişilerle birlikte Türk Ceza Kanununun iştirake ilişkin hükümlerine göre ceza sorumluluğu cihetine gidilmesi gerekir.

Soru: 5941 sayılı Kanunun Geçici 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre verilen taahhütnamede örneğin “çek bedelini faizi ile birlikte 1/3’ünü birinci yıl, 2/3’ünü ikinci yıl ödemeyi taahhüt ediyorum.” denmesi, yeterli midir? Yoksa 3095 sayılı Kanuna göre faizleri hesaplayıp birinci ve ikinci yıl ödenmesi taahhüt edilen miktarlar taahhütnamede buna göre mi belirlenmesi gerekir?
Cevap: 5941 sayılı Kanunun Geçici 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, karşılıksız çek bedelini, karşılıksızdır işleminin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödemeyi taahhüt eden şüpheli, sanık veya hükümlünün bu taahhütnameyi kendisinin veya kanuni temsilcisinin Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye vermesi halinde, bu kişi hakkında soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu karar, soruşturma evresinde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı taarfından; kovuşturma evresinde davaya bakan esas mahkemesi tarafından, hüküm kesinleştikten sonra (infaz aşamasında) hükmü veren mahkeme tarafından (5275 sayılı İnfaz Kanunu, m. 98) verilir. Kanaatimizce, soyut bir taahhütname içeriğine istinaden soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilmesi halinde, ileride daha tartışmalı durumların ortaya çıkmasına sebebiyet verilecektir. Bu nedenle, yaygın uygulamanın aksine, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilmesine esas alınacak taahhütnamede ödenmesi gereken miktarların ödeme tarihleri ile birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Technorati Etiketleri: ,,

>Çek Kanunu Paneli ve ayrıntılar

10/01/2010 46 yorum

>

08.01.2010 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 5941 SAYILI YENİ ÇEK KANUNU VE UYGULAMAYA ETKİLERİ konulu Panel düzenlendi.
Yeni çek kanunu ile ilgili bu panele Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr.M.Emin ARTUK, Çek Yasası mimarlarından Prof Ünal Tekinalp, Prof.Dr. İzzet Özgenç, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı H. Cumhur Özakman, Eyüp Cumhuriyet Başsavcısı Vuslat Dirim konuşmacı olarak katıldı.

Panelde öne çıkan konular:
1- 20.12.2009 tarihinden itibaren karşılıksız çek lerle ilgili açılacak davalar Sulh Ceza Mahkemelerine açılacak.
2-Lehe aleyhe tartışmalarını Sulh Ceza Mahkemeleri yapacak, Lehe olması nedeniyle 3167 Sayılı Yasaya aykırı davranmak suçundan Sulh ceza Mahkemeleri hüküm kuracak.
3- 3167 Sayılı Çek Yasası ile 5941 Sayılı Çek Kanunu arasında “Çek“e ilişkin olmaları dışında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır.
4- Eylem her ne kadar taksirli gibi görünse de tartışmalı olsa, da kasıtlı bir suçtur.
5- Mükerrirlik yoktur.
6- Dava açılması ve sonuçlandırılması için 01 Nisan 2010 beklenmemelidir.
7- Taahhüt veya anlaşma gelen dosya Yargıtay da ise Yargıtay’a gönderilmelidir.(Dekan Cumhur Özakman aksi görüş bildirdi)
8- Asliye Ceza Mahkemeleri açılmış eski karşılıksız çek dosyaları için görevsizlik kararı veremez.
9- Sanığın mutlaka ifadesi alınacak, yokluğunda T.K. 35 e göre karar verilmesi mümkün değil.
10- Mahkemeler Taahhüdün usule uygun olup olmadığı konusunda hassas davranmalılar, rakamlar ve faiz açık ve net olmalı, sonraki dönemin (2011) temerrüd faizinin önceden hesaplanamayacağına ilişkin tartışmalar var.
11- Cezaevinden çıkabilmek veya infazdan kurtulmak için yapılan taahhüdün hukuki geçerliliği konusunda tartışma var, Yargıtay ve Akademisyenler hukuki geçerliliğin olmadığı görüşünde.
12- Bankalar Çek hesabı açtıkları kişi veya kurumlara her çek yaprağı için ödemek zorunda oldukları rakamları önceden bloke edecekler.
13- Bankalar şikayetçi olamayacak.
14- Karşılıksız çekte düzeltme hakkı kalkmıştır, ancak etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir.
15- Suç tarihi bankaya ibraz tarihidir.
16- 3167 Sayılı Çek Kanunu 13/1 maddesine (Çek Defterlerini iade etmemek)aykırı davranmak suçundan Beraat kararı verilmelidir, Eyüp Başsavcısının görüşü bu yönde ve karşı görüş gelmedi..

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.