Başlangıç > çek mağdurları, genel > KARŞILIKSIZ ÇEK

KARŞILIKSIZ ÇEK


Çek, bir ödeme aracıdır ve görüldüğünde ödenir. Çekin üzerine keşide tarihinden ayrı olarak yazılan ve çekin ödeneceği zamanı gösteren herhangi bir kayıt çekin geçerliliğini etkilemez, bu kayıtlar yazılmamış sayılır. Bununla birlikte kanun koyucu, çek üzerine gerçek keşide tarihinin yazılmasını zorunlu tutmamıştır. Kanun koyucunun bu tutumu, uygulamada, çek üzerine gerçek keşide tarihi yerine ileri bir tarih yazılmasına olanak tanımıştır. ‘İleri tarihli çek’ olarak adlandırılan bu çekler, ödeme aracı işlevi yanında, kredi aracı olma işlevini de yerine getirmektedirler.

İLERİ TARİHLİ ÇEK
A – Tanımı İleri tarihli çek, gerçekte düzenlendiği günden daha ileri bir tarih taşıyan, gerçeğe aykırı keşide tarihli çekleri ifade eder’. Basit bir örnekle, (K)’nın, (L) lehine 27.05.2003 tarihinde bir çek keşide ettiğini varsaydığımızda, çek üzerine keşide tarihi olarak 27.05.2003 yazılırsa ‘normal çek’, 27.07.2003 yazılırsa ‘ileri tarihli çek’ söz konusu olur. Uygulamada, ileri tarihli çek düzenlemek amacıyla, çekte gerçek keşide günü yanında bir ‘vade günü’ veya senedin üzerine ‘x tarihinde geçerli olacaktır’, ‘vade tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilemez’ şeklinde ‘vade kayıtları’ yazılmaktadır. Önemle belirtelim ki, bu şekilde düzenlenen çekler ileri tarihli çek değil, normal çek olup, üzerlerindeki kayıtlar da yazılmamış sayılır. Gerçekte düzenlendiği günden daha ileri tarih taşıyan çekleri ifade etmek üzere ‘ileri tarihli çek’ terimi yanında, ‘sonraki tarihli çek ‘muahhar tarihli çek’, ‘postdate çek’ ‘nominal tarihli çek’ ‘önceki tarihli çek’ ve ‘vadeli çek’ terimleri de kullanılmaktadır. İleri tarihli çeke yönelik öğretide farklı terimler kullanılması muhtevadan kaynaklanmamaktadır. Muhteva aynıdır ancak bakış açısına göre farklı adlandırmalar söz konusudur. Bu çalışmada, ‘ileri tarihli çek’ teriminin kullanılması tercih edilmiştir.

B – Hukuki Dayanağı
Türk hukukunda ileri tarihli çeklerle ilgili hükümler, Türk Ticaret Kanunu’nun 692. maddesinin 5. bendi, 707. maddesinin II. fıkrası ile 3167 sayılı Çek Kanunu’nun 4. ve 16. maddeleridir. Çeklerde keşide gününün gösterilmesi zorunlu bir unsurdur (TTK m.692/5). Keşide gününün bulunmadığı bir senet, kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi, çek niteliği kazanamaz (TTK m. 693/1). Kanun koyucu çeklerde keşide günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek keşide günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu tutumu, ileri tarihli çek düzenlenmesine olanak tanımaktadır. Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesini zımnen kabul eden asıl madde, Türk Ticaret Kanunu’nun 707. maddesinin II. fıkrasıdır. Bu fıkrada, keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu fıkra ile, bir çekin üzerinde yazılı keşide tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı halinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça düzenleyerek, zımnen keşide günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer yasal unsurlara sahip olması kaydıyla çek sayılması gerektiğini ifade etmiştir.
3167 sayılı Çek Kanunu’nun 16. maddesi de, vadeli bir çekin üzerinde yazılı keşide tarihinden önce muhatap bankaya ibrazında tamamen veya kısmen karşılıksız çıkması halinde, karşılıksız çek sayılacağını ve bu çeki düzenleyen keşideci hakkında cezaî ve hukukî takibat yapılabileceğini belirterek, Türk Ticaret Kanunu’nun 707. maddesinin II. fıkrası gibi, zımnen Türk hukukunda ileri tarihli çekin düzenlenebileceğini teyit etmiştir. Yine 3167 sayılı Çek Kanunu’nun 4. maddesinin I. fıkrasında da, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ibraz olunan bir çekin, ‘koşullara uygun ve karşılığının var olması durumunda’ muhatap banka tarafından vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenmek mecburiyetinde olduğu düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenebilmesini açıkça kabul eden herhangi bir hüküm bulunmadığı, ancak yukarıda anılan hükümlerin ileri tarihli çek düzenlenmesine zımnen cevaz verdiği, dolayısıyla bu tip çeklerin kanuna aykırı sayılmayacağı öğretide ileri sürülmektedir. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları da, ileri tarihli çeklerin hukuken geçerli ve çek niteliğinde olduğu yönündedir.

III. İLERİ TARİHLİ ÇEKİN DÜZENLENME NEDENLERİ
İleri tarihli çek, Türkiye uygulamasında bononun (ve poliçenin) yerini almış ve ekonomik hayatın vazgeçilmez unsurları arasına girmiştir. Borcun ileri bir tarihte ödenecek olduğu durumlarda, olağan olan, borçlu tarafından alacaklıya ödeme taahhüdü niteliğindeki bono (ya da poliçe) verilmesidir. Ancak, uygulamada yaygın bir şekilde bono (ya da poliçe) yerine ileri tarihli çek verilmektedir. İleri tarihli çek düzenleme nedenlerinin ortaya konması, ileri tarihli çekin yol açtığı sorunların çözümü, özellikle karşılıksız çek düzenlemenin önüne geçilebilmesi için gereklidir. Çünkü, karşılıksız çek düzenlenmesini artıran nedenlerin başında ileri tarihli çekler gelmektedir. İleri tarihli çek düzenlemenin nedenleri ortaya konurken, iki sorudan hareket edilecektir. Birinci soru, keşidecinin neden ileri tarihli çek düzenlediği; ikinci soru ise lehdarın neden ileri tarihli çek kabul ettiğidir. Bu iki sorunun cevabı niteliğinde olmak üzere, ileri tarihli çek düzenlemenin altı nedeni bulunmaktadır:
A – Kredi Aracı Olarak Kullanılabilmesi Çek bir ödeme aracıdır. Bununla birlikte, alacaklının borçluya kredi vermesi veya borçlunun alacaklıdan kredi alması amacıyla ileri tarihli çek düzenlenebilir. Şöyle ki, alacaklı, alacağını çekin üzerinde yazılı keşide tarihine kadar borçludan istemekten kural olarak vazgeçerek, borçluyu çek bedeli ile sınırlı olarak ve çek üzerinde yazılı keşide tarihine kadar kredilendirmiş olmaktadır. Bir anlamda, ibraz sürelerinin uzatılması söz konusudur. Görüldüğü gibi, ileri tarihli çekin kredi aracı olarak kullanılabilmesi, hem keşidecinin ileri tarihli çek düzenlemesinin, hem de lehdarın ileri tarihli çek kabul etmesinin ortak nedenidir.
B – Keşidecinin Ağır Yaptırımlara Tabi Olması Çek bedeli muhatap bankaca karşılıksız olduğu gerekçesiyle hamiline ödenemediği durumlarda, keşideci 3167 sayılı Çek Kanunu’nun 16. maddesindeki müeyyidelerle karşılaşacaktır. 16. maddenin ilk şeklinde karşılıksız çek çeken keşidecinin ‘hapis cezası’ ile cezalandırılacağı düzenlenmekte idi. 4814 sayılı Kanun’la 3167 sayılı Çek Kanunu’nun 16. maddesi değiştirilmiş ve karşılıksız çek keşide eden keşidecinin ‘ağır para cezası’ ile, suçun tekrarı halinde ise ‘hapis cezası’ ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu müeyyideler, alacaklılara alacaklarının ödeneceği konusunda güvence vermektedir. Zira, ağır para ve hapis cezası müeyyidelerinden çekinen keşideci, karşılığı olmayan çek keşide etmeyecektir. Anılan bu müeyyidelerin kredi aracı olan bonoda mevcut bulunmayışı, alacaklıyı ileri tarihli çek kabul etmeye sevk etmektedir. Dolayısıyla, ‘keşidecinin ağır yaptırımlara tabi olması’, lehdarın ileri tarihli çek kabul etmesinin bir nedenidir. C – Muhatabın Banka Olması Türkiye’de ödenecek çeklerde muhatap olarak ancak bir banka gösterilebilir (TTK m.694/I). Bankanın muhatap olması alacaklıya, alacağını tahsil edeceğine ilişkin güven vermektedir. Zira bankanın müşterilerine çek defteri verirken basiretsiz davranmayacağı, üçüncü kişiler (alacaklılar) tarafından varsayılmaktadır. Bu durumda alacaklı borçludan, bono almak yerine çek almayı tercih edecektir. Dolayısıyla, ‘muhatabın banka olması’ da, ‘keşidecinin ağır yaptırımlara tabi olması’ gibi, lehdarın ileri tarihli çek kabul etmesinin bir nedenidir.
D – Damga Vergisinden Muaf Olması Çekler, Damga Vergisi’nden muaf tutulmuştur. Damga vergisinden muaf olma, keşidecinin ileri tarihli çek düzenlemesinin bir nedenidir. Borçlu bono keşide etmesi durumunda yazılı tutarın binde 7.5’i oranında damga pulu yapıştırarak Damga Vergisi ödemek zorundadır. Borçlu, bonoyla aynı işleve sahip ileri tarihli çek keşide etmesi durumunda vergi masrafından kurtulacaktır. Hemen belirtelim ki, bu durumda yasal olmayan bir fiil olan ‘vergi kaçakçılığı’ değil, yasal bir fiil olan ‘vergiden kaçınma’ durumu söz konusudur. Vergiden kaçınma, vergi kanunlarına aykırı hareket etmeksizin, bireyin vergi mükellefiyetinden kurtulması ve hazineyi vergi kaybına uğratmasıdır. Yasal boşluktan yararlanan keşidecilerin bono yerine ileri tarihli çek kullanmakla vergi kaçırdıklarını iddia etmek, kanaatimce doğru değildir. Ancak, bono yerine ileri tarihli çek kullanılması durumunda hazinenin vergi kaybına uğradığı iddiası doğrudur. Öğretide çekin, bir kredi aracı olarak kullanıldığı durumlarda, bu senetlere bono niteliği verilmiş olacağından, kanuna karşı hile hükümlerine göre damga vergisi muafiyetinden yararlanılmaması ve damga vergisinin cezalı olarak tahsil edilmesi gerektiği de ileri sürülmektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun kıymetli evrak hukukuna ilişkin sistemi, kredi aracı olarak ‘bono ve poliçe’, ödeme aracı olarak da ‘çek’ üzerine kurulmuştur. Bu sistem içinde ‘ileri tarihli çek’, çekin kredi aracı olarak da kullanabilmesine olanak tanınması düşüncesiyle, istisna kapsamı içinde zımnen düzenlenmiştir. Ancak, sistem içinde ‘dar’ bir alanda saklı tutulan ileri tarihli çek, uygulamada ‘geniş’ bir alanda kullanılmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, ileri tarihli çek hem çek sistemini alt-üst etmiş, hem de kredi aracı olan bono ve poliçenin işlevsiz kalmasına yol açmıştır. Sonuç olarak ileri tarihli çek, bir yandan ‘ödeme aracı dairesinde’ normal çeklere nazaran baskın bir görünüme kavuşarak ‘normal çekleri’, diğer yandan da ‘kredi aracı dairesini’ işgal ederek, ‘bono ve poliçeyi’ piyasanın dışına itmiştir.

İleri tarihli çek, Damga Vergisi Kanunu’nun tanıdığı bir istisnanın kötüye kullanılmasını tahammül edilmez bir noktaya getirmiştir61. İleri tarihli çek tutarlarının, Merkez Bankası’nın yarattığı paradan daha büyük bir rakama ulaştığı düşünüldüğünde, devletin, ileri tarihli çek düzenlenmesi nedeniyle uğradığı vergi kaybının miktarı anlaşılabilir.
İleri tarihli çek, karşılıksız çek suçlarının artmasının en önemli nedenidir. Karşılıksız çek suçlarının artışı, ticarî ahlakın bozulduğunun ve sisteme olan güvenin kaybolduğunun bariz bir göstergesidir. Karşılıksız çek suçlan, ayrıca, adalet mekanizmasını tıkanmasına da yol açmıştır.
İleri tarihli çek; hem tefeciliğin, hem de çek-senet tahsilatçılığının (mafyanın) ülke ekonomisinde söz sahibi olmasına yol açmaktadır. Şöyle ki; ileri tarihli çek, kötüniyetli hamil tarafından keşideci aleyhine şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılabilmektedir. Bankada çekin üzerinde yazılı keşide tarihinden önce provizyonu olmayan ve hamil tarafından her an çekin ibraz edileceği tehdidine maruz kalan keşideci; hapis cezası (ve mafya) korkusu nedeniyle bir an önce borcunu ödeme yoluna gitmekte ve sonuçta tefecilerin ağına düşmektedir. Öte yanda ise, tek amacı alacağını tahsil etmek olan hamil de, kesin çözüm olarak gördüğü çek-senet mafyasına çekin tahsil edilmesi için başvurmaktadır. İleri tarihli çek; ‘keşideci ile tefeci’ ve ‘hamil ile mafya’ arasındaki ilişkiler ağının ortasında ‘sisteme güvensizliği simgeleyen bir abide’ olarak yükselmektedir.
İleri tarihli çekin, kötüniyetli hamil tarafından keşideci aleyhine şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılabilmesi ticarî ahlakı da bozmaktadır. Ticarî ahlakın bozulması, ekonomik gelişmenin önündeki engellerden biridir.

Ülkemizde ileri tarihli çekin yaygın olarak kullanımına bağlı olarak, ‘vadeli ekonomi’ uygulanmaktadır. Vadeli ekonominin asıl nedeni, sermaye azlığıdır. Sermayeyi artırmadıkça vadeyi kısaltamaz, vadeyi kısaltmadıkça da faizleri düşüremezsiniz. Vadeli ekonomi, enflasyonun artmasında, fiyatların ve faizlerin yükselmesinde ve dolayısıyla iç ve dış borçların çoğalmasında birinci derecede etkilidir. Peşin para ekonomisinin hakim olduğu Avrupa Birliği’ne girmeyi amaçladığımıza göre, vadeli ekonominin araçlarının dolayısıyla ileri tarihli çekin yeniden gözden geçirilmesi bir zorunluluk hâlini almıştır.

Sonuç olarak, çekin ödeme aracı, bononun kredi aracı olarak aslî işlevlerine dönebilmesi ve ekonominin vadeli ekonomiden kurtulabilmesi için, ileri tarihli çek uygulamasının piyasadan çekilmesi, onun işlevini üstlenebilecek hukukî-malî araçların piyasaya girmesi gerekir. Ülkemizin ekonomik gerçeklerine ve hukuk sistemine uygun hukukî-malî araçların bulunması, hukukçuların ve iktisatçıların ortak ödevi olmalıdır.

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: