Başlangıç > adalet > >Murat Yalçın (Mektup)

>Murat Yalçın (Mektup)

>


Sayın Cumhurbaşkanımız,
Ve Ülkemizin yetişmiş pek değerli;
Sayın Siyaset, Yargı, Bürokrat, Akademisyen ve Yöneticileri,

Ekte, bir çığlığımız var, duymak isterseniz..
Ekte, bir feryadımız var dinlemek isterseniz..
Ekte, bir arzuhâlimiz var okumak isterseniz..
Lütfen, çığlığımızı duyunuz!..
Lütfen, feryadımızı dinleyiniz!..
Lütfen, arzuhâlimizi okuyunuz!..

Duyunuz, dinleyiniz ve okuyunuz ki, önce farkımıza, sonra bir kanaate varasınız..

Diyesiniz ki, bizim vatandaşımız, bizim yetişmiş bir iş adamımız, bizim kıymetli bir insanımız; Ülkemizin çetin iş dünyasında (haydi kendi hatamızla olsun) talihsiz bir şekilde batmış, maddi ve manevi çöküş içinde (henüz dağılmamışsa) ailesi ile perişan durumda maişet kaygısı ile feryat ediyor, çile ve acı çekiyor.

(Bizim sistemimiz düşen için çare üretmez, bizim sistemimizde bir şekilde düştünse yanarsın, çiğnenir gider, aç-bîilaç kalırsın.. Çağdaş ülkelerdeki gibi müflis bir işadamının bile –insan onuruna yaraşan- yaşamsal alt bir sınırdan aşağıya düşmesine izin verilmeyen sosyal tedbirler ve sigortalar bizde yoktur.. )

Tamam bu kadar irtifa kaybına, yerlerde sürünmeye eyvallah diyelim.. ‘Aç mezar yok, açlıktan kim ölmüş’ deriz, şayet kahırdan ölmezsek.. Eşimizle çocuğumuzla kenetlenmeye, bir birimize tutunmaya çalışırız, kim bilir ‘karaya’ el uzatırız da, yaşama yeniden döneriz, sil baştan hayata başlarız..

Yok, yok.. Daha farkında değilsin, kesilmekte olan nefesinle ve az kalsın boğulacakken son bir hamle ile karaya uzattığın eline niye bir postalın basmış olduğunu hesaba katmıyor musun sen?

Bu ne demektir..? Bundan başka daha çekeceğim ne çile var ki? Nedir hesaba katmadığım, daha hesapta olmayan ne var?
(Oracıkta güç ve iktidar sahibine yaraşır DEVLETLÛ bir ses duyulur..)

“..HAPİS var..! HAPİS var..! “ diyerek devam eder..
“..Sen, iş yapmaya kalkarken düşünecektin bütün bunları.. Kendi yaptığın sandalın güvenliği bu kadar olur.. Sandalın küçük, hele de helalinden bir sandal ise baştan yandın, yanmışsın sen.. Ülkemizin üç-beş yılda bir mutlaka masum(!) bir şekilde ortaya çıkan ve gemileri yutacak kadar azgın siyasal ve ekonomik dalgalarına karşı koyabilir misin? Gücün, imkanın kısıtlı, varacağın güvenli bir limanın yok.. Sonun hüsran anlayacağın..

Oysa bunu baştan düşünecek ve akıllı olup DEVLETİN GEMİSİNE binecektin.. Şimdi en azından üst bir bürokrat hatta bakan, yani DEVLET ADAMI bile, en azından DEVLETİN ADAMI olabilirdin.. ‘DEVLET(İN) ADAMI’ olan sınıf, okul veya dönem arkadaşlarından neyin eksikti ki.. Hatta devlette görev almış nice kimselerden ‘fazlan(!)’ bile olduğunu devletin adına üzülerek düşünmez miydin? İşte sen de DEVLET(İN) ADAMI olsaydın bütün bunlar başına gelir miydi?.. ‘DEVLETİN ADAMI’, ‘DEVLETİN GEMİSİ’, ‘DEVLETİN LİMANI’ ooohh, söylerken bile, iliklerine kadar güvende olduğunu hissediyor insan.. Gez-dolaş, hayatını yaşa.. ‘Çek-senet’ derdin yok, aybaşı maaş hesabında.. Sen kırk yıl çalışırsın tatil (izin) bilmeden geçer ömrün.. Oysa otuz yıllık bir bürokrat olsaydın iki yılı senelik izin, 2.5 yılı da hafta ve bayram tatili olmak üzere 4.5 yıl hadi raporlarla 5 yıl izinde geçerdi günlerin.. Lojmanlar, misafirhaneler ve sosyal bir sürü imkanların olurdu.. Yani her halükarda SAĞLAM GEMİDESİN bu şekilde..
Bundan başka batmayacak gemi de yoktur bu dünyada.. TİTANİC bile batar, ama asla bu gemi batmaz..”

Doğru, milletçe biz ‘ALLAH DEVLETİMİZE ZEVAL VERMESİN’.. diye duâ ederiz. Hem bizde, vatandaş dediğin, ahali dediğinden çok sayıda var, oysa devletimiz bir tane..

Bir ‘züğürt tesellisi’ olsun diye kendimce düşünüyorum..
Oysa, bir sorulsa-sorulabilse; yaşadığım şehrin valisine, belediye başkanına tüm kamu yöneticilerine, iş ve siyaset dünyasına..

Bir sorulsa-sorulabilse 70-80 çalışanıma, hanelerine sofralarına katkı sağladığım yüzlerce müstahsile, bir sorulsa-sorulabilse..

Cemiyette beni tanıyan herkese, hatta iş yaptığım, borçlu olduğum alacaklılarıma dahi bir sorulsa-sorulabilse..

Yahu bu batan adam ‘nasıl bir ademdir, nasıl bir insandır?’ diye, bir sorulsa-sorulabilse.. Bir yanlışını gördünüz mü, bir kötülüğüne şahit oldunuz mu?

Biz bu adamı, icra ve hacizlerden sonra sağ kalırsa şayet, devlet olarak hapsetmeyi düşünüyoruz ne dersiniz? diye bir sorulsa-sorulabilse..

Yani kısacası, ‘Toplum Vicdanı’na bir sorulsa-sorulabilse..

Ne cevap verilirdi, verirlerdi?

Verilecek cevapları ben biliyorum..
Ve tuhaf bir şekilde iki hissi birlikte yaşıyorum..

Evvela, düşkün olmaktan, itibarını kaybetmiş olmaktan ve borçlu olmaktan dolayı zelillik (alçalma) duygusuyla acı ve hüzne boğuluyorum..

Sonra; hemen, toplumda ve iç dünyamda kendimle ilgili aldığım cevaplardan, mukabelelerden gözlerim doluyor, ahlaksız ve şerefsizce hiçbir eylem ve davranış içinde olmadığımı ve içinde bulunduğum toplumun buna şehadet etmesinden dolayı ahlaken bir iftihar, yükselme duygusunu yaşıyorum..
Keşke hiç borçlu da olmasaydım.. Allah’ım bu imkanı bahşetsin diye dua ediyorum..Hasılı çok şey düşünüyorum..

Tekrar edeyim, ‘Toplum Vicdanı’na bir sorulsa-sorulabilse idi..
Ya sizce ne cevap verirlerdi? Siz ne beklerdiniz?

Bence siz; vicdanlarınıza yansıyan, yüreğinize sirayet eden, aklınıza gelen değerler ve mülahazalarla ne cevaplar alırdınız bunu bir tahmin ediniz..

Nitelikli birkaç dolandırıcı için tanzim edilmiş bir eskimiş urbayı bizim gibi binlerce insana (çakarak,çaktırarak veya çaktırmadan) hukuku ve hakikati zorlayıp giydirmek tam bir aldatmacadır, tam bir cehalettir, zulümdür..

Zira; böyle bir durumda kötü niyetliyi, dolandırıcıyı ölçü almak, bir başka ve daha fazla bir kötü niyetliliktir.. Kaldı ki; sûi misal emsal olmaz..

Aslında, bütün bu mülahazaları, ceza vermeye şartlanmış ve ezberlenmiş kanun maddelerini bir yana bırakın, yapılan muameleyi, (mübarek olan kanun mudur, hukuk mudur?) sade bir vicdanla, mantıkla bunu düşünün..

Bu yapılan; alacaklı adına (İİK yetmiyor deyip) borçluyu DEVLET GÜCÜ ile TEHDİT ETMEKTİR..

Ben inanıyorum ki; (kendilerini) MAFYA (kabul eden bir takım kimseler) bile şayet borçluyu (kişiliğini) tanımayıp “bir dümeni varsa boğazına çöker alırız” derler de, durumu anladıklarında “adam namuslu bir adammış kardeşim, yapacak bir şey yok, hatta bu adama kimseye de bir şey yaptırmam” der, (mafya ahlakı, hukuku gereği) racon bile keserler..

Racon bilmeyen ve ‘gerçek mafyanın yüz karası’ bazı çakallar, vicdansızlar çıkarlarından başka kural tanımayıp sonuçta beş parası kalmamış masumların, güçsüzlerin canını yakabilmektedir..

….

Bizler; (Esnaf, Tüccar, İşadamı, Sanayici, SM Erbabı Mühendis-Mimar, Avukat, Doktor hasılı bir şekilde mal ve hizmet üretimi yapan işveren ve iş yöneticilerimiz) sevgili kader arkadaşlarımız, meslektaşlarımız..

Evet bizler; çabalarımızla ülkemizin maddi-manevi kalkınmasında, inşasında onurlu görevler üstlenmiş başta ailelerimiz olmak üzere halka halka çevremize ve ülkemize hizmet etmiş talihsiz kahramanlarız..

İçinde bulunduğumuz durum bu gerçeği asla değiştiremez.. Aramıza sızmış veya var kabul edilen dolandırıcı ve üç kağıtçılar da değerimize gölge düşüremez..

“Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma,
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr u kıymetten..”

Ben 1980 den beri iş hayatımda şerefimle mücadele ettim.. 15 yıl yaptığım yöneticilikten sonra, son 7 yıldır üretime de girdiğim işlerimden ve mücadelemden ötürü evime ve çocuklarıma tek kuruş dünyalık taşımadım..

Hatta işveren olmadan önce elimde avucumda aileme yetecek birikimlerimi de tamamen yitirdim..Evet borçlu olmaktan, bu hale düşmekten utanıyorum, bu benim utancım, bu benim ahlakım..

Ama, asla şerefsiz, ahlaksız hiç bir şey yapmadığımı aksine şerefli bir insan olduğumu da hissediyorum.. Kim bilir şerefli olmak, bütün bu acılara adım adım yaklaştığımızda, batışı hissettiğimizde çalmamak, çırpmamaktır..

Yani son kuruşuna kadar işine, işyerine tüm varlığını, sağlığını feda eden, tıpkı öleceğini bilerek cepheden kaçmadan, arkadaşlarını ve cepheyi terk etmeden son kurşuna kadar vuruşan isimsiz kahramanlarız bizler..

Çok laf ettiğimi biliyorum, sürç-ü lisan etmediğimi umarım..
‘Dertlinin söylediğini, deli söylemez’ derler..

İşte!.. İşte şayet; bizi duydunuz, bizi dinlediniz, bizi okudu iseniz..

Bizim için bir umuttur bu.. Yaşama tutunuştur vereceğiniz kararlar..

Ya; diğer çağdaş ülkelere de bakar, aman biz (DEVLET) olarak vatandaşımıza ne yapıyormuşuz böyle dersiniz, bir ayıbı, zulmü ortadan kaldırırsınız..

Ya da; isterseniz, hakim sınıfların, sermaye sahiplerinin lüksü haline gelmiş bu yasayı korumaya çalışanlara kulak verirsiniz..

Ve bu takdirde biz artık, kendi kabrimize girer ve üzerimizi örteriz, örtebiliriz..
Zira borçlu da olsak yaşanabilirdi, hatta Mevla borçlarımızı ödeyecek fırsatlar, imkanlar da verebilirdi..

Oysa Tanrı’nın bir şans tanımasına bile fırsat vermeyen hükmünüzü infaz ederde ‘kara zindana’ bizi tıkarsanız, bu ZİLLET bizi yaşatmayabilir..

Biz bu utancı taşıyamayız, belki; şayet sizler fark etmez ve kaldırmazsanız, çok yakın gelecekte, asıl ayıbın bize ait olmadığını bu ülkenin aklı, vicdanı ve ufku gelişmiş çocukları mutlaka fark edeceklerdir ve bu ayıbı, zulmü ortadan kaldıracaklardır..

SON SÖZ

“Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı,
Felekte baht utansın bî-nasib- erbab-ı himmetten..”

* Zincire vurulmuş aslanı hareketsizliğinden dolayı küçümsemek uygun değildir.. Vatanseverlerin de kısmetsizliği onların suçu değildir.. Bu kaderin suçudur, kader utanmalıdır.

Namık Kemal bu beyitte vatan yolunda mücadele edenlerin başına gelen olumsuzlukları onlara değil kadere mâl etmektedir.

Saygılarımla
Murat YALÇIN

ilgili yazılar Murat Yalcin

Reklamlar
Kategoriler:adalet Etiketler:
  1. 15/10/2009, 02:19

    >Sayın Sadullah Ergin, bizler sayıları yüzbinlerle ifade edilen çek mağdurlarıyız Türk Ticaret Kanunu'nun çek ile ilgili hükümleri İsviçre borçlar kanunundan tercume edilerek alınmıştır. 3167 sayili kanun çek kullanımını yaygınlaştırması gererkirken, Tamamen karşılıksız çek keşidecilerini cezalandırmaya yönelik gayri insani hükümler taşımaktadır. Bu kanun, temelde Banka ve Ticaret Araştırma Enstitüsünün Tasarısını esas almıştır. Karşılıksız çeke Hapis cezası Türk Hukuk Sistemi açısından bir yüz karasıdır! Kişi hak ve hürriyetlerine aykırı bu uygulama 1 Ocak 2009 tarihinde yeni bir boyut kazanmıştır.

  2. 17/10/2009, 16:38

    >Karşılıksız Çek Vermekten Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay Tutuklandı Karşılıksız Çek Verdiği Gerekçesiyle Antalya'da Gözaltına Alınan Yönetmen Ezel Akay, Tutuklanarak Cezaevine Gönderildi.Karşılıksız çek verdiği gerekçesiyle Antalya'da gözaltına alınan yönetmen Ezel Akay, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Altın Portakal Film Festivali için geldiği Antalya'da bu sabah kaldığı Dedeman Otel'de polis tarafından gözaltına alınan Ezel Akay karşılıksız çek verme suçunu konu alan 3167 Sayılı Kanun'a muhalefetten Asayis Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Daha sonra Antalya Adliyesi'ne getirilen yönetmen Ezel Akay'ın borcunu ödemediği anlaşıldı. Adliye nezaretinde sabah saatlerinden beri bekletilen Ezel Akay hakkında Fatih Adliyesi tarafından çıkarılan tutuklama müzekkeresi bulunduğu belirtildi. Akay daha sonra tutuklanarak Antalya E Tipi Cezaevi'ne gönderildi.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: