Başlangıç > çek mağdurları, genel > KARŞILIKSIZ ÇEK Müflis Tüccar ve Devlet

KARŞILIKSIZ ÇEK Müflis Tüccar ve Devlet

Olağan, yani kendi dinamikleriyle (iç dinamik) gelişen kapitalizm koşullarında ekonomik krizler, her durumda mal ve hizmetlerin aşırı üretiminden kaynaklanır. Yani kapitalistin kâr hırsının bir ürünü olarak bir yandan üretim olağanüstü artırılırken, diğer yandan talebin aynı oranda artmaması sonucunda üretilmiş mal ve hizmetler satılamaz. Satılamayan mallara bağlanmış olan “para” (sermaye) yeniden paraya dönüşemez, dönüşemediği için de bu malların içinde bulunan artı-değer, yani kâr, para olarak geri dönmez.
      Talepten daha fazla üretilmiş mallar elde kalır, buna yatırılmış para, sermaye olma işlevini yitirir. Böylece kapitalist parasını yatırmış, ancak malları satamadığı için bu üretilmiş malları paraya dönüştürememiştir. Bu da kapitalistin “nakit sıkıntısı” içine girmesine yol açar. Nakit sıkıntısı, krediyle iş yapan kapitalistin kredilerini ödeyememesine neden olur. Kredi borcunu ödeyemeyen kapitalist, herhangi bir müflis tüccar gibi iflas eder.
      Gerek tüccarın, gerek sanayici kapitalistin, her durumda kredi borçlarını ödeyememesi, kredi kuruluşlarını (bankalar, bankerler vb.) zarara uğratır. Kredi kuruluşlarının kredilerde kullandığı paralar “vatandaş”ın paralarından oluştuğundan (mevduatlar), krediyi tahsil edemeyen bankalar vb. “nakit” sıkıntısına düşer.
      Böylece üretim alanında başlayan “sıkışıklık”, tüketim alanına ve oradan da finans alanına yansıyarak genel bir krize neden olur.
      Dışa bağımlı ekonomilerde ekonomik kriz daha farklı bir yol izler.
      Bu gibi ekonomilerde, ekonominin dengesi tümüyle dışa, yani uluslararası duruma, uluslararası piyasalara bağlıdır. Dolayısıyla uluslararası piyasalarda meydana gelen her türlü olumsuz gelişme (kriz vb.) bağımlı ekonomilere şiddetle yansır. Çünkü dışa bağımlı ekonomilerin finansman kaynağı tümüyle dışa, dış borçlanmaya (yeni dönem itibariyle iç borçlanmaya) bağımlıdır. Bu finans kaynaklarında ortaya çıkan “nakit sıkıntısı”, her durumda bağımlı ekonomilerin finansman sağlamalarını zora sokar. Yeni borçlanmaya gidemeyen bağımlı ekonomi, varolan borçların faizlerini ödeyemez hale gelir. Bu da uluslararası “nakit sıkıntısı”nı daha da artırır. Artan “nakit sıkıntısı”, borçlanma ihtiyacı olan ülkeleri daha yüksek bedel ödemeye iter, yani faiz oranları yükselir. Böylece yüksek faizle borçlanmaya gitmek zorunda kalan dışa bağımlı ekonomilerin faiz yükü artar. Artan faiz yükü, bir yandan harcamaların kısılmasını (“mutluluk”ların azaltılmasını), diğer yandan devlet gelirlerinin (vergiler vb.) artırılmasını gündeme getirir.
      Ortalama bir kredi kartı “hamili”nin kaç “mutluluk” sonrasında ödeme güçlüğü içine düşeceği nasıl önceden hesaplanabilirse, dışa bağımlı ekonomilerin de ne kadar zamanda borçlarını ödeyemez hale geleceği de önceden hesaplanabilir.
      Bugün %20 faizle borçlanan devlet, 194 milyar dolar iç borç faizlerini ödeyebilmek için 38,8 milyar dolar ek gelir bulmak zorundadır. “İktisat”çı diliyle söylersek, devlet bütçesi her yıl 38,8 milyar dolar fazla vermek zorundadır (faiz dışı fazla). Bu ise, yine “iktisat”çı diliyle, devlet bütçesinin GSMH’nın %6’sı kadar “faiz dışı fazla” vermesi demektir. Devlet bütçesi açısından iç borç faizlerinin bütçe gelirlerine oranı %30’dur. Kredi kartı “hamili”miz gibi, devletin de bu faizleri ödeyebilmek için her yıl bu oranda fazla “gelir” sağlaması gerekir. Bunun için kredi kartı “hamili”miz gibi, ya “ek işe” girecektir, yani üretim alanında yeni yatırımlara yönelecektir, ya da bir “miras”a konacaktır.
      Artık eski dönemlerde olduğu gibi, kağıt üzerinde olsa da “ithal ikameci” bir devlet söz konusu değildir. Devlet tümüyle üretim alanından elini-eteğini çekmiştir. Dolayısıyla devletin “ek iş” olarak yeni yatırımlara yönelmesi ve bu yatırımlardan elde edilecek gelirle faizleri ödemesi söz konusu değildir. Devletin yapabileceği şey, faizleri ödemek için borçlanmak ve borçlandıkça da vergi gelirlerini artırmaktır.
      Vergi gelirlerini artırmak, “vatandaş”ın gelirlerinin azalmasına, dolayısıyla “mutluluk”larının mutsuzluğa dönüşmesine (ya da bireysel kredilerle “mutluluk”ların artırılmasına) yol açar. Bu da “yolunan kazın bağırması” demektir.
      Artık devlet,iflas noktasına yaklaştıkça, kredi kartı “hamili”miz gibi daha fazla “miras” peşine düşecektir. Bu “miras” da, bir önceki kuşakların birikimleriyle sağlanmış olan kamu kuruluşlarının satılmasından başka bir şey değildir. Daha önce de gördüğümüz gibi, bu da bir sefere mahsustur.

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: