Başlangıç > çek mağdurları > Çek Mağdurlarının Ele Alınması Gerekiyor

Çek Mağdurlarının Ele Alınması Gerekiyor

Öyle bir yasa hazırlanmalı ki, gelen partiye göre, gelen siyasete göre, oynayamasın. Tüm halkın düşüncelerini, hassasiyetlerini ve ülke gerçeklerini yansıtan bir yasa hazırlanması gerekiyor.
Kepenk kapatan, iflas noktasına gelen ve on binleri aşan çek mağdurlarının ele alınması gerekiyor. Yani bu ülkede sadece kamu değil, özel sektörün de var olduğunu ve özel sektörlü üretimli bir devlet yapısının ancak bizi ileriye götürebileceğini herkesin kabul etmesi gerekiyor.

Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı, Gazimağusa milletvekili Turgay Avcı, Sendikal Platform’un son zamanlardaki eylemlerini yorumlarken, hedeflerinin ülkede kaos yaratmak olduğunu iddia etti.Sendikal Platform’un çalışmalarına iki kez katıldıklarını anımsatan Avcı Ondan sonra anladık ki, Sendikal Platform’un hedefi ekonomik yapılanma, ülkedeki ekonomik sorunların üstesinden gelmek değil, tamamen siyasal, hatta Ulusal Birlik Partisi’ne(UBP) de değil, Türkiye’deki hükümete karşı bir tavır koymak, bir siyaset geliştirmek ve o saldırı üzerinden de siyaset yapmak olduğunu gördük ve çekildik dedi.
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı, KIBRIS’ın ülke gündemiyle ilgili sorularını yanıtladı.
Soru: Ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durumu özetlemenizi ve bu konuyla ilgili tepkilere neden ekonomik paketi değerlendirmenizi istesek, neler söylersiniz?
Yanıt: “Öncelikle KKTC’de top yekün bir yapılanmaya ihtiyaç var. Biz ÖRP olarak bu ülkedeki ekonomik, siyasal ve sosyal alanlarda artık sürdürülemez hale geldiğini artık vurgulamak istiyoruz.
Ekonomik yapı sürdürülemez dediğimizde, Kuzey Kıbrıs sadece bir memur devletidir, sadece bu ülkede kamu çalışanları vardır düşüncesi artık kabul edilir değildir.
Belki geçmiş 20-25 yıl önce gelişen, yeni kurulan bir devlette kamu öncelikliydi, herkes kamuya girerdi, imkanlar vardı ama geldiğimiz 2011 yılında artık bütün bu ülke sadece kamu çalışanlarından ibarettir düşüncesi, anlayışı bizim için doğru bir anlayış değildir. Bundan kurtulunması gerekiyor.
O bakımdan kamunun yanında özel sektörün bir an önce maalesef 30 yıl boyunca geri bırakılmış, mağdur edilmiş, adaletli bir şekilde desteklenmemiş, bakın altını çiziyorum, adaletli desteklenmemiş, belli çevreler desteklendi, nemalandı, adaletli şekilde desteklenmeyen özel sektörün bir an önce ayağa kaldırılması gerekiyor.
Kepenk kapatan, iflas noktasına gelen ve on binleri aşan çek mağdurlarının ele alınması gerekiyor. Yani bu ülkede sadece kamu değil, özel sektörün de var olduğunu ve özel sektörlü üretimli bir devlet yapısının ancak bizi ileriye götürebileceğini herkesin kabul etmesi gerekiyor”.

“İçimiz, dışımız siyasallaştı”

Soru: Bunlar hep temenniler olarak söyleniyor, hükümet yetkililerinin de temennisi üstelik. Uygulamadaki pakette de böyle bir temenni yer alıyor fakat icraatta bir şey görmüyoruz…
Yanıt: “Neden görmüyoruz, çünkü maalesef siyasiler her seçim dönemi ellerinde olan kamu çalışanlarına artış verdiler, emeklilik hakkı verdiler erken, ikramiye verdiler, erken ödeme verdiler, yani her seçim öncesi bu çalışan insanlarımızı oylara doğru yönlendirdiler.
Her zaman da şu gerçek vardır. Özel sektör, kolay, kolay siyaset tarafından yönetilemez. İkinci bir önemli konu, kamudaki çalışanlarımızın sendikaları ve sendikalaşma güçlü bir hale gelmiştir, getirilmiştir.
Bugün siyasilerin, iktidarda olan her siyasi partinin karşı çıktığı, bu önemlidir yani, sadece bugünkü UBP hükümeti değil, hangi iktidar partisi gelirse, onlara karşı çıkan sendikaları, çatıştıkları sendikaları, siyaset arenası yaratmıştır. Çünkü geçmişte her siyasi parti kendi yanına yandaşı olarak kendine destek veren, seçimlerde adaylara destek beyan eden sendikalar, dernekler yaratılmıştır bu ülkede.
Yani özetle, içimiz, dışımız, en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün kurumlar, dernekler, sivil toplum örgütleri hemen hemen hepsi siyasallaşmıştır. O bakımdan bu değişimleri kolay kolay yapamayacak hale geldiler. Çünkü bu çevrelerle beslenen, bu çevrelerle oturan siyasi iktidarlar, çok doğaldır ki bu değişimleri de çok kolay yapamazlar.
Bugünkü yapıda siyasetle her kurul iç içedir. Bir örnek. Kamu çalışanları siyasetçiye muhtaç mı, mecbur mu iyi ilişki içinde olmaya, evet. Barem içi artışları, müdür olmaları, emekli olduklarında paralarını erken alabilmeleri v.s; tamamen memur, doğal olarak siyasetçi tarafından her an gözlemlenir.
Peki işadamı? İşadamı da hükümette iktidar partileriyle ve siyasetçilerle çok yakın diyalog içinde olmak durumundadır. Çünkü sosyal adalet olmadığı için herkese eşit bir muamele yapılmadığı için iktidara yakın olanlar rahat nefes alır, vergi vermezse sorgulanmaz, elektriği yatırmazsa sorgulanmaz, kaçakçılık yaparsa sorgulanmaz, ama iktidara yakın olmayanlar, tek ülkedeki sorumlular olarak ortaya konur.
Geldik iş arayan insanlara, yani işsiz insanlarımıza. Onlar da umut kapısını hükümet görür. Öğrenciye bakıyorsunuz, burs almak için hükümet. Medyaya bakıyorsunuz, maalesef yaşayabilmek için hükümetin desteğine ve reklamlarına ve belli çevrelerin katkılarına ihtiyacı var.
Demek ki bütün kurum, kuruluşlarla siyaset iç içe girmiştir. Bence ana sorun budur”.

Tepeden tırnağa değişim

Soru: Peki bu sorundan nasıl kurtulunacak?
Yanıt: “Bu sıkıntıların aşılması için öncelikle tüm siyasilerin, yöneticilerin cumhurbaşkanından başlayarak, başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve ondan sonra diğer sivil toplum örgütleri, sendikalar, akademisyenler, bir defaya mahsus olmak üzere bir süre diyeceğiz ki, bizim yarın hangi koltukta olacağımız önemli değil, ama bu değişime destek verelim. Nedir bu değişimler?
Popülizm, adamcılık, işe alırken siyasetin gücü, kredi alırken siyasetin gücü… Bakın, bir vatandaşın 5 bin TL kredi ihtiyacı var, hakkıdır ama ilgili yönetim kurulundan destek almazsa, 6 ay sonraya kalır dosyası. Yani söylemeye çalıştığım sadece torpil işleri hakkı olmayan bir şey için değil, hakkı olan bir şey için de torpile gerek var.
İkincisi, Siyasal Partiler Yasası değiştirilerek milletvekilliği ve seçilmişlerin dönemleri, süreleri daraltılmalıdır. Bu konuda hassasiyetle duruyoruz çünkü ABD, dünyayı yöneten devlet, en iyi başkanı gelir, iki dönem. Bizde 32 yıl, 42 yıl. Yani biz doğduk aynı siyasiler, çocuklarımız büyüyor aynı siyasiler, aynı bakanlar, aynı teşkilatlar. Bir yerde bir sorun var. Bu ne yapar biliyor musunuz? Kemikleştirir ve kronikleştirir güçleri. Öyle bir güç haline gelir ki kimse yıkamaz.
Onun için bizim önerimiz, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlıkları belli bir süre için yapılabilsin. Bunu Türkiye yaptı, siyasi partilerin bazıları yaptı bunu. En başarılı adamlar bile artık seçime giremeyecek, milletvekili olamayacak.
İki, en çok tartıştırılan konular var. Siyasi partilerin transferleri. Her olduğunda hırsız, kaçak, rüşvetçi , yolsuz, vurguncu, hain diye suçlamalar yapılır, transferi yapan parti dışındaki partiler tüm hakaretleri yapar, ama bu Allah’ın meclisinde iki kelimelik bir değişiklik yapılamaz. Transfer yasaklansın o zaman. Partisinden istifa eden bağımsız kalsın, bir sonraki seçime kadar; örnek veriyorum. Bu tartışılsın. Ama bu, o gün olduğunda herkes kahraman, üç gün sonra normal.
Bir başka konu, Seçim ve Halkoylaması Yasası’nda. Bana göre, siyasi partiler daha çağdaş hale gelsin ve siyasi parti tüzüklerinde parti başkanlıklarını da sınırlandırsınlar. Hadi, hodri meydan.
Bana diyebilir bazı arkadaşlar bizim partilerimize ne karışıyorsun? Değil”.

“Bizde parti başkanlığı 2 dönem”

Soru: Sizde durum nedir?
Yanıt: “Bizim tüzüğümüzde, bir tek bizde var bu. İki seçim dönemi, yani 10 yıldır. Parti başkanlığı en çok 10 yıldır. Bakın 10 yıl. Koysun arkadaşlar. Ama bakıyorum 20-30 yıl devam eden parti başkanlıkları var. Yeter artık. Yani değişimin önünü açacaksınız.
Gücü bulan, gücü eline geçiren, değişimi tıkayan olmasın artık, olamaz. Seçim ve Halkoylaması Yasası’nda, bu ülkede maalesef bölgecilik ön plandadır. İlgili bakan, kendi bölgesinin dışına çıkma ihtiyacı duymaz.
Bugünkü konjonktüre baktığınızda haklı. Neden haklı? Seçimin ne zaman olacağı belli değil. Kuzey Kıbrıs’ta beş yılda birdir normalde ama ortalamalara baktığınızda 2.5-3 yılda bir seçim oluyor.
Şimdi milletvekili diyor ki aniden bir seçim olursa, ben nasıl tekrar kazanabilirim? Nasıl tekrar bakan olabilirim? Bölgemden güçlü çıkarsam. Nasıl bölgesinde güçlü çıkacak? Bölgesinin çıkar gruplarını ve çevresini tatmin ederse.
Demek ki bizdeki siyaset, ülke siyaseti değil, bölgecilik, mahallecilik, köycülük siyasetidir. Bu başka bir handikaptır.
Ve ne oluyor burada? Onun için hangi bölgenin bakanı, hangi bölgeden bakan olunacak, kim doğru bakan olacak diye bir tartışma olmaz. Lütfen, hangi bölgenin bakanı”.
Soru: Görüyoruz işte kıyametler de kopuyor o konuda…
Yanıt: “Evet, o da oluyor, bunu da çok yaşadık. Bölgeden bir alınsın, bir verilsin, örnek. Bütün bunlardan kurtulabilirsek…
Üçüncü bir konu, siyaset reformunun dışında, sosyal adaletin sağlanması için yargı reformu.
Bu ülkede yargı o kadar bir sıkışmıştır, yani altyapısıyla, kadrolarıyla güçlendirilmesi gerekiyor.
Bu ülkede bir usulsüzlüğü, bir yolsuzluğu vatandaş korkuyor söylemeye ama söylediğinde veya siyasi söylediğinde, bu, şikayet olarak kabul edilmiyor.
Bizde nedir? Şikayet yazarsanız, şikayet ederseniz soruşturulur”.

“Ağzı olan konuşuyor”

Soru: Açık ihbar kabul edilmiyor…
Yanıt: “Onun için bu ülkede ağzı olan konuşuyor. Mecliste her gün 5 kişi, 5 şirket, 5 kuruluş örnek veriyorum, hakkında iddialar ortaya konuyor. Ee ne oldu? Hiçbirşey. Neden? Suç duyurusu yapmazsanız yazılı, bir şey olmaz. Buradaki yapının, başsavcılık ve Sayıştaylığın yapısının da güçlendirilmesi gerekiyor. Bu çok önemlidir.
Bir vatandaş gidip şikayet edemez, korkuyor, çekiniyor. Ama bir suçun, bir iddianın suç olup olmadığını başsavcılığın gereğini yapması gerekir.
Gazetelerde her sabah okunduğunda haberler 10 değişik iddia ortaya koyuyor. O bakanlık, bu bakanlık, o kurum, o kuruluş v.s. Sonuç yok. Başbakan bunu kabul eder ve derse ki soruşturun, soruşturulur. O da adamına göre. Siyasi partiler bunu yazılı olarak verirse suç duyurusunda, bunun dışında.
Anayasal kurumlar, başsavcılık, Sayıştaylık bir kelimenin ihbarını kabul edip gereğini yapmalıdır. O zaman herkes, ağzı olan konuşamayacak pozisyona gelecek.
Bunu geçenlerde mecliste gündeme getirdim. Bir arkadaş şöyle yazdı: ‘Avcı, medyanın yazdıklarına saldırıyor’. Medya ne konuşulursa onu yazıyor. Siz bu mecliste ne konuşulursa onu yazıyorsunuz. İddiaları gazeteye koyuyorsunuz. İşte bu yazıldığı zaman derhal ihbar olarak kabul edilmesi gerekiyor. Bu çok önemli bir reformdur.
Söyleyen ve iddiada bulunan yanlış yaptıysa, onun da gereği yapılmalıdır. İşte bütün bu yanlışlar, bu ülkedeki siyasi kurumları güvenilmez hale getirmiştir. Bu yapı iş dünyamızı sorgulanır hale getirmiştir. Çok başarılı işadamlarına bir leke atılsın, vardır, yoktur tartışması olmadan orda kalır. Bütün bunlardan kurtulabilmek için anayasal kurumlarda bu değişikliğin yapılması gerekiyor.
Sosyal yapı derhal ele alınması gerekiyor. Herkes gençlerden bahseder. 19 Mayıslarda 23 Nisanlarda herkes konuşur. KKTC gençliği nereye gidiyor diye sorarsanız, ben çok doğru gitmiyor derim.

“Uyuşturucu, ilkokullara kadar girdi”

Bu gençlerden dolayı değildir ama. Bu ülkede eğitim sistemi tamam mı? Hayır. Bu ülkede uyuşturucu ile mücadele tamam mı? Hayır. Bunu kimse konuşmuyor. Son gelen bilgiler, uyuşturucu hapların ortaokullardan ilkokul sınıflarına girdiğidir.
Ortaokul 11-12 yaş. İddialar şu, doğum günü partilerine, çocukların olduğu yerlerde bunlar haplarla başlatılır, alıştırılır. Kim yapar bunu? Güç odakları. Peki bu hiç konuşulmayacak mı? Hiç konuşulmuyor.
Bet ofisleri için. Ağzımızı yırttık, parçalandık, bet ofisleri mahalle aralarından çıkmalıdır. Bet ofisleri, çocukların oyun oynadığı mahallenin içinden çıkmalıdır dedik. Kaale alan yok. Kimse kimseyi kıramaz bir noktaya gelmiştir. Peki bu çocukların geleceği nereye gidiyor?
Buradaki ana sorun şu. Herkes yarın bir erken seçim olursa kim koltuğa gelecek diye konuşuyor. Dikkat edin, tüm siyasi partiler muhalefetin derhal bir erken seçim olmalı, bu hükümet gitmeli, biz gelmeliyiz diyor. Gelin arkadaş. İktidar partisi de erken seçim yok, biz 2014’e kadar buradayız. Kal kardeşim. Bu memleket bu şekilde kalacaksa, ne sana hayırı var, ne kimseye.
Bu ülkenin 2020’sini konuşabiliyor musun? Konuşulmuyor. Sadece yarın sabah ne olacak. Ana sorunlar bu ülkede artık dar düşünceyi aşmamız gerekir, biraz daha büyük düşünmemiz gerekir, rekabet eden bir dünyada olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor.
Kıbrıs Türkü artık 75 yılındaki Kıbrıs Türkü değil. 2011’de rekabet edebilmeli, üniversitelerimiz 15 yıl önce öğrenci doluydu. Üniversitelerimize öğrenci akışı vardı, kabul etmezdik. Şimdi öğrenci akışı durdu. Neden? Türkiye’de açılan yeni üniversiteler, pahalılık ve fiyatlardan dolayı. Kalite. Türkiye’de de aynı kaliteler yakalandı”.

“Kancaya takılmadık”

Soru: Bu tutumunuzdan dolayı da hep eleştiriliyorsunuz…
Yanıt: “Doğrusu da budur.”
Soru: Tavır geliştirmek için neyi bekliyorsunuz? Aslında tavrınızı Türkiye’den yana sergilediğiniz için eleştiri alıyorsunuz…
Yanıt: “Sendikal Platform’la yapışık birliktelik yaşayan siyasi partiler, aynı Sendikal Platform’la 7 Nisan ve sonrasında yürüdü mü? Hayır. Bunu sorgulayan oldu mu? Hayır. Peki Brüksel’e giden Sendikal Platform’un yanında gitti mi siyasi partiler? Hayır.
Demek ki gününe ve şartına göre birliktelik var.”.
Soru: Ruh birlikteliği yok mu diyorsunuz?
Yanıt: “Yok, ne düşünce, ne ruh, ne ülke çıkarları birlikteliği yoktur. O gün konjonktür oy toplamak için nasıl uygunsa onu yapıyorlar.
Son gelen kolej konusunda baktım ki tüm siyasi partiler sendikaların yanında. Bu işin gerçeği nedir? Doğa Koleji kimdir?”.
Soru: Fethullah Gülen’e ait olduğu söyleniyor…
Yanıt: “Söyleniyor. Kimin iddiası? Sendika.”
Soru: Partiler de bu yönde açıklama yapıyor…
Yanıt: “Partiler zaten dediğim gibi. Maalesef siyasi partiler önde gitmiyor. Sendikalar önde gidiyor, siyasi partiler arkalarından gidiyor. Biz işte bu kancaya takılmadığımız için yavaş gidiyoruz. Bir izleyin, bir görün…”

“Ülkeyi sendikacılar mı yönetiyor?”

Soru: Olup bittikten sonra yapacağınızın bir anlamı kalır mı?
Yanıt: “Hiçbir şey oldu bitti değil. Zaten DAÜ o kararı vermişse ve zarar ettiğini iddia ettiği bu kurumlarla yeni bir işletmeye gidecekse, bu sendikalar engel mi olacak? Yani bu ülkeyi sendikalar mı yönetir? Bu eğitim sendikaları lütfen önce bunun cevabını versin. Çocuklarımız üniversiteye hangi seviyede girebiliyor? Başarı oranları nedir? Çocuklarımız bet ofislerinde oynuyor mu? Bunları cevaplasınlar”.
Soru: Kıbrıs Türkü’ne ait kurumların elden çıkarılmasınadır esas tepki. Sizden bunun değerlendirmesini alalım…
Yanıt: “Oraya geliyorum. Bu bir elden çıkarma mı? Bu bir peşkeş mi, onların ifadesiyle. Yoksa işletmesinin devri mi? Bu yasal mı, değil mi, bu ne benim, ne de sendika başkanının hukuken cevaplayacak bir konu değildir. Kimindir? Hukukçuların, başsavcılığın, Sayıştaylığın. Bunların derhal yasal mı, değil mi, bunu derhal araştırıp açıklama yapmaları gerekir. Yasal değilse DAÜ’ye dur diyecek, yasalsa açıklayacak”.
Soru: Sorunun aslına dönelim lütfen…
Yanıt: “Ne elden çıkarılıyor? Yani DAÜ’nün ilkokul, kolej ve kreşinin iktidardaki partinin atamalarıyla yönetilmesi daha doğru mu?
DAÜ okul öncesi eğitimden sorumlu vakıftır. Vakıf kimdir? Uzmanlar ekipler? Hayır. Kimdir? Siyasi atama. Hani siyasi atamaya karşıyız.
Şu anda siyasi bir yönetim var orada. Vakıfa bağlıdır, vakıf da siyasi bir atamadır. Ben doğru, yanlış, iyi, kötü
tartışmıyorum şu an. Siyasilerin yönetmesi kreşimizi, kolejimizi, ilkokulumuzu doğru bir yaklaşım mı?”

“Siyaset, kurumlarımızdan elini çeksin”

Soru: Şunu mu demek istiyorsunuz. Kendi kurumlarımızdan siyasilerin elini çekmesi adına satarsak da satalım, gerisi önemli değil.
Yanıt: “Ben, bütün kurum ve kuruluşlardan siyasetin elini çekmesini savunan birisiyim. Bankalardan da. Kooperatif, vakıflar, kalkınma; kurum, kuruluşlar; Süt Kurumu’ndan o kurumdan, bu kurumdan. Örnek veriyorum. Bütün bu kurumlardan siyasetin elini çekmesi gerekiyor. Aksi halde popülizm, partizanlık devam edecek.
DAÜ olayında üniversitenin hatası şurada oldu. Bilgilendirme yapmadılar. 850 veliye olası bir değişimde çocuklarının nasıl bir eğitim alacağını, nasıl bir sistemle çalışacaklarını, yani eğitim alacaklarını, ücretlendirmenin ne olacağını ve bazı iddialara göre işte tarikatın mı, değil mi örnek veriyorum; hemen bu iddia konuldu ki benim aldığım bilgi rektörlükten, kesinlikle söz konusu değil dendi. Sendikaların ortaya koyduğu iddialarla bir ilgisi yok. Doğa Koleji’yle görüştüklerini, ziyaret ettiklerini…”
Soru: Kimmiş ortakları?
Yanıt: “Bunu herhalde açıklarlar. Ben detaylı olarak bilemem. Başbakan, ilgili bakan, gerçi onlar topu üniversiteye attı ama oraya da geleceğiz, orada da yanlış var.
DAÜ bu temasları yaptığında, daha iyi bir eğitim olacağına inanıyor; bunu halka anlatması gerekiyor. Ne amaçla bu karara geldiklerini anlatması gerekiyor.
Eğitim daha iyi olacaksa, Doğa Koleji’nin verdiği eğitim, teknolojileri daha üst düzeydeyse, çocukların sosyal aktiviteleri ve okul dışı etkinlikleri daha farklı aktivitelerle donatılacaksa, rekabet ortamında daha iyi bir ortama kavuşturulacaksa, inanın ki veli buna karşı çıkmaz.
Bizim ülkemizdeki en büyük sorun şu oldu. Hangi hareket yapılacaksa, hemen bunu bir yerlerle bağlantıya sokmak, bir yerlerle ilişkilendirmek ve yanlış yönlendirmek. Açık ve net söyleyeyim.
Şimdi DAÜ koleji, ilkokulu, kreşi yeni bir yönetime devredilecekse, işletmesi, daha iyiye gidecekse buna kimsenin karşı çıkmaması gerekir. Ama burada bir sorun, orada çalışan hocalarımızın, öğretmenlerimizin, tekrar ifade ediyorum, 97 yılında birçoğunun ilk çalışma hayatlarına başlamasında biz rol aldık. Orada fedakarca 10-15 yıldır çalışan insanlar var.
Bunun o şartlarda olması gerekiyor. Bir, oradaki eğitim ne olacak, iki, oradaki hocalarımız ne olacak, üç, beklenen hedeflere daha rahat ulaşılacak mı, ulaşılmayacak mı?
Burada DAÜ-SEN’in, ya da diğer sendikaların, bazı siyasilerin ‘yaptırmayız’, ne oluyor, önce onu sormak gerekiyor. Bunu farklı bir yere çekmek de yanlıştır. Yine Türkiye kanadını sorumlu tutarak, bunu o noktalara çekmek de yanlıştır”.

“No problem”

Soru: Türkiye kanadına yönelik her eleştiride sizler “koruyucu” pozisyonunda bir tavır sergilediğiniz için sürekli eleştiriliyorsunuz. Bunu nasıl karşılarsınız?
Yanıt: “Bana ya da partiye yönelik tepkiler, belli çevreler tarafından yoğunlaşabilir. Ama eğer o çevreler bugün artık var olmayan, varlığı bile olmayan Sendikal Platform tarafındansa ‘no problem’. Yoktur artık Sendikal Platform Allah aşkına. Hangi çevreler?
Sokaklarda posterler asılıdır. Yol güvenliği, trafik. Altında AB projesidir, AB finansmanı ile yapılmıştır. Çok güzel. Peki Türkiye’nin finansmanı ile yapılan veya Türkiye’nin projeleri ile ortaya konan açılımlara niye destek yok”.
Soru: Siz “açılım” diyorsunuz, onlar “dayatma” diyor… Siz açılım olarak mı görüyorsunuz bu süreçte büyük tepkilere yol açan bu uygulamaları?
Yanıt: “Bana göre bu tepkiler, diğer tepkilerde olduğu gibi ocak-şubat ayında, tamamen sokağa çıkabilmenin, Sendikal Platform’un yeniden canlanabilmesi ve siyasi arenada bulunanların da vatandaş içerisinde bir oy toplama düşüncesiyle ortaya konan düşünce ve davranışlardır.
Eğer burada gayrıyasallık varsa bunun gereği yapılmalıdır DAÜ’de.”
Soru: DAÜ’yü konuştuk, benim sorum genele yönelikti, ortaya konulan birtakım olaylara tepkileri değerlendirmenizi alalım…
Yanıt: “Ne konuldu? Konulan demeyin ama. Bir paket diyor adamlar. Adamlar paketin ne olduğunu bilmiyor. Paket, paket diye tartışanların çoğu paketin ne olduğunu bilmiyor”.
Soru: Yaşamın her safhasında ortaya konulan yeni uygulamalar. 1 yılı aşkın bir süredir bu memleketteki rahatsızlık ve huzursuzlukları görmüyor musunuz?
Yanıt: “Tepkiler oldu. Ne oldu? Paketi söyle bana. Ne gerçekleşti?”.
Soru: Maaş ve ücretlerle ilgili yasa geçti; adına “göç yasası” dendi; eşel-mobil donduruldu; emeklilerden vergi alınma yönüne gidilirken, çalışanların vergisi artırıldı. Gerçi bu anayasa mahkemesinden geri döndü. Şimdi sırada özelleştirmeler; Kıbrıs Türkü’ne ait kurumların elden çıkarılması sürecine girilmesi, sırada sendikal haklar, sigortalarda yaşın yükseltilmesi v.s…İşte siz bu süreçte fazla da eleştirici bir taraf olmadınız…
Yanıt: “Doğru olanlara destek verdik”.
Soru: Doğrusu hangisiydi sizce?
Yanıt: “Emeklilerle ilgili davranış yanlıştı. Niçin yanlıştır diyorum. Anayasadan döneceğini bile bile geçirdiler. Biz de destek verdik ama ne amaçla destek vermiştik. Belli bir ücretin üzerinden kesinti yapılmayacak, çok yüksek maaş alanlardan belli bir kesinti olacak. Ama anayasaya aykırı olduğunu bile bile hükümet, meclise yasa getirmemeliydi. Yanlışı bu.
Diğer konularda Elektrik Kurumu, Telefon Dairesi’yle ilgili görüşümüzü sorarsanız, kesinlikle masaya yatırılmalıdır. Bu konumuyla devam ederse, Kıbrıs Türk halkı üretimi, üretim sektörü, vatandaşı çok zarar görür”.

“Bu toplum yeni kaos kaldırmaz”

Soru: Yeni vatandaşlık yasası, beyaz kimlik ve kaçaklara af konuları da yine tartışmalarla gündemde….
Yanıt: “O konuda da hükümet başarısız. Bir yasa yapılıyordu, hazırlanıyordu, medyaya düşürüldü”.
Soru: Öyle bir lüksümüz var mı kapıları sonuna kadar açalım, vatandaşlığı kolaylaştıralım, kaçakları affedelim..
Yanıt: “Vatandaşlık, ortaya konulan Vatandaşlık Yasası’nda kolaylaştırmanın olmadığı düşüncesi ortaya konuldu. Bir, beyaz kimlik olayı. Beyaz kimlik, peki bu ülkede 20-30 yıl yaşayıp halen kaçak konumunda olma doğru bir yaklaşım mıdır? Herkesin kayıt altına alınması gerekiyor, bu bir.
İkincisi, af konusunun kararname olarak değil de meclise gelmesi gerekiyor. Herkesin affedilmesi, burada yaşamaması gereken herkesin bu kapsama alınması doğru değildir. Ama bu kapsamın ne olacağını da bilmiyor İçişleri Bakanı daha. İçişleri Bakanı’na son sorduğumuzda, halkın hassasiyeti gözetilecek dedi. Halkın hassasiyeti vardır. Her sokaktan geçen vatandaş yapılmasın”.
Soru: Bu toplum artık yeni nüfus kaldırmaz noktasında mısınız?
Yanıt: “Bu toplum yeni tartışma, yeni bir kavga, yeni bir kaos kaldırmaz. Bu dönemde zaten bunun ortaya çıkarılması ya da tartıştırılması yanlıştır”.
Soru: Niye bu konu geldi yani, bu kadar aciliyeti mi vardır?
Yanıt: “Bana göre kaos yaratmak, tartışma yaratmak ve çatıştırmak, bazı kesimlerin işine geliyor. Çok açık ve net söylüyorum. Zamanı değildir, konumu değildir, onun öncesinde ekonomik yapılanmaya ihtiyaç var. Bir nüfus sayımına ihtiyaç var önce.
Ama hükümet de ne yapacağını ya bilmez, ya da çok iyi bilir de çok farklı bir düşünce ile hareket ediyor.
Bu ülkede, bu konunun bugün tartışmaya açılması, gereksiz ve anlamsızdır. Bir Vatandaşlık Yasası var zaten. Bu yasa ile bizim dönemimizde yanılmıyorsam 60-70 kişi vatandaş yapılmıştı. Ama aynı yasa ile bin kişi de yapıldı.
Öyle bir yasa hazırlanmalı ki, gelen partiye göre, gelen siyasete göre, oynayamasın. Tüm halkın düşüncelerini, hassasiyetlerini ve ülke gerçeklerini yansıtan bir yasa hazırlanması gerekiyor.
Ama bu kaotik tartışma ortamı içerisinde bunların getirilmesi yanlıştı ve zamansızdır diyorum.

Reklamlar
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: