Archive

Posts Tagged ‘haciz’

Haczi Kabil İpotek Akit Tablosu

08/04/2012 Yorum bırakın

T.C.
YARGITAY
12.Hukuk Dairesi
Esas: 2005/1933
Karar: 2005/5431
YARGITAY İLAMI
Tarihi :28.09.2004
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafindan istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Kural olarak eklentinin taşınmazdan ayrı olarak haczi mümkündür. Yani alacaklılar fabrika binasını satmadan, binada bulunan eklenti niteliğindeki malları (Medeni Kanunun 686. maddesine göre eklenti olduğu bilirkişilerce saptandığı takdirde) ayrı ayrı haczedilebilir ve satabilirler. Çünkü eklentinin taşınmaz yok edilmeden, zarar uğratılmadan veya yapısı değiştirilmeden ondan ayrılması mümkündür. Ayrıca, İİK.nun 83/e maddesi gereğince ipotek akit tablosunda sayılan eklentilerin bu madde gereğince taşınmazdan ayrı olarak haczi mümkün bulunmamaktadır. Bu maddenin uygulanabilmesi için mahcuzun hem ipotek akit tablosunda yazılı olması, hem de Medeni Kanunun 686.maddesinde taraf edilen şekilde eklenti niteliğini taşımazı zorunludur.(HGK.nun 25.12.2002 tarih ve 2002/12-1098 E.—2002/l 108 K.)
Somut olayda, bilirkişi raporunda mahcuzların teferruat niteliğinde olduğu belirlenmiş ise de; (gayrimenkul rehni) ipotek akit tablosunda yazılı olup olmadığı araştırılmamıştır. Dosyaya sunulan ve tek taraflı olarak teferruatın tescili istemini içeren tapu belgesi (taşınmazın ipotekli olmaması halinde) İİK.nun 83/e maddesinin uygulanması için yeterli değildir.
Mahkemece yapılacak iş, taşınmaz ipotekli ise haczi kaldırmak, ipotekli değil ise şikayeti reddetmekten ibarettir. 0 halde, taşınmazın ipotekli olup olmadığı belirlenmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi isabetsizdir. (haciz yapılması)
SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kategoriler:ipotek Etiketler:, , ,

İcra ve Haciz Batağında ki Bir Millet

15/03/2010 12 yorum

>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıda belirtilen sorularımın, Adalet Bakam Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

image

Ülkemizde bir yılı aşkın süredir derin bir şekilde yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle vatandaşlarımız borçlarını zamanında Ödeyememekte, alacaklılar da alacaklarını alamamaktadırlar. Bu olumsuz gelişmeler, ülke genelinde icralık dosyaları ve İcra Dairelerinin sayısını artırdığı yönünde iddia ve haberlere neden olmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak;
1. Halen ülkemizde hizmet veren İcra Dairesi veya Müdürlüklerinin sayısı nasıldır? AKP hükümetleri döneminde kaç adet yeni İcra Müdürlüğü kurulmuştur? Yeni kurulan bu müdürlükler hangi illerimizde kurulmuştur?
2. Halen işlem gören icra dosyası sayısı ve bu dosyalardaki toplam icra bedeli ne kadardır? İcralık dosya sayılarının iktidarınız döneminde yıllara göre değişimi nasıl olmuştur? Bu değişim icralık vatandaşların her yıl giderek arttığı iddialarını doğrulamakta mıdır?
3. İcralık dosyaların işlem veya konu gruplarına göre dağılımları nasıldır? Vatandaşlarımız daha çok hangi konulara ilişkin ödemelerde icralık duruma düşmüşlerdir?
4. İcralık dosyaların artışında hükümetleriniz döneminde, uygulanan yanlış ekonomik politikaların etkisi olmuş mudur?
5. İcralık durumdaki vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda Bakanlığınızca hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?

haciz

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Kanunlar Genel Müdürlüğü
Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/49/125
Konu : Yazılı soru önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 01/12/2009 tarihli ve A.01.0.GNS.0. 10.00.02-17460 sayılı yazı, b) 16/12/2009 tarihli ve 2569/6014 sayılı yazı.

Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/10850 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.
Söz konusu bu Takvime göre, 2009 yılı adalet istatistiklerinin yıl sonu itibarıyla derlenmeye başlanacak olması nedeniyle 2009 yılı adalet istatistikleri sunulamamış olup, 2008 yılına ait verileri içeren istatistik tablolar ekte sunulmuştur.
İcra dairelerinde işlem gören dosyaların işlem veya konu guruplarına göre dağılımları ve en çok hangi konulara ilişkin Ödemeler nedeniyle icralık olduklarına dair Bakanlığımızda  istatistik veri bulunmamaktadır.
Bilgilerinize arz ederim.

image

image
D: Değişim (1986 = 100) M: Ortalama görülme süresi (gün).
NOT: 2008 yılı verileri Resmi İstatistik Programı uyarınca geçicidir.

>Çek Mağdurları ve adil yargılanma hakkı

29/09/2009 9 yorum

>

Türkiye’de hukuk sistemin adil olamamasında üç büyük neden vardır.
Kopya kanunlardır,başka ülkelerden taklit edilmiş olması, uzun süren yargılama sistemi, yüksek yargı mensuplarına çok geniş şahsi içtihat kanaati verilmesidir.Türk Hukuk sisteminde,Türk Ticaret Kanunundan kaynaklı Anayasamıza evrensel hukuk kurallarına aykırı olarak borca hapis uygulaması yani karşılıksız çek hapsinden doğan çek mağdurları dramı tek değildir.
Anayasaya aykırı olan birde haciz sistemi sorunu da vardır.
Y.H.G.K. 31.3.2004 tarihli 2004/12/202 esas 2004/196 sayılı kararı açıkça bir Anayasa ve İcra İflas Yasasının ihlalidir.
Anayasamızın 14. maddesinde Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz denmiştir.
Yasa Koyucu, İcra ve İflas Kanunun 79. maddesinde haczi icra memurunun yapacağını belirtmiştir
80. maddesinde icra memurunun yetkilerini ve
81. maddesinde kolluk kuvvetlerinin icra memuruna yardım etme zorunluluğundan bahsetmiştir
82. maddesinde Haczi Caiz Olmayan Mallar ve Haklar başlığı altında aşağıdaki şeyler haciz olunamaz demiştir.
İlgi kararda ise Gerek İcra ve İflas Yasası’nın 79. maddesinde, gerekse 85. madde ifadesinden ortaya çıkan sonuç, icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmamıştır.
79. madde kesin bir ifadeyle icra dairesinin haczi yapacağından, 85. maddede belirtilen yasal koşullar altında borçlunun mal ve haklarının haciz olunacağından söz etmektedir.
85. madde sadece, alacaklara yetecek miktarın saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır.
Eğer haczi icra memuru yapacaksa (İ.İ.K madde 79) haczi yapamayacak olan kimdir? Basit bir mantık ile yola çıkarsak haczi yapamayacak olan haczi yapan kişidir.
Görüldüğü üzere Y.H.G.K Yasa Koyucunun koyduğu yasayı kendine göre bir mantık yürüterek değiştirmiştir.
Anayasamızın 7. maddesi Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir Bu yetki devredilemez ve 11. maddesi Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz ve 14. maddesi Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz demektedir.
Bu maddelerden çıkan sonuç aynı zamanda “hiç kimse kendine yasama yetkisi veremez olmalıdır.
Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.3.2004 tarihli kararında “borçlu haczi caiz olmayan bir malın haczine, malın haczi sırasında muvafakat verebileceği gibi, şikâyet yoluna gitmeyerek zımnen rıza gösterebilir. Bu durumda borçlu artık, haczedilen bu nitelikteki mal yada hakkından mahrum kalmanın bütün sonuçlarını bilmektedir” hükmünü getirmiştir ve Yüksek yargı kuruluna itiraz yetkisi kimsede yoktur. Borçlunun psikolojisi bozuk, moral olarak çökük, maddi manevi problemler yaşayan biri olduğu göz önüne alınırsa ve özellikle borçlunun (tüm vatandaşlar gibi) devlete ve devlet dairelerine olan güveni göz önüne alındığında yapılan davranış düşünce sınırlarını zorlamaktadır.
Bilindiği üzere kişinin haline münasip tek ev ve kişisel eşyaları haciz olunamayacağı İ.İ.K 82. maddede emredilmektedir karara göre borçlu bu tek evinin haczedilmesine muvafakat verebilir yada zımnen rıza gösterebilir. Akıl ve mantık yolu ile düşünürsek, bunu da İ.İ.K ile birleştirirsek hangi borçlu oturduğu tek evinin %40 değerine satılması ihtimalini göz önüne alarak bu evin haczedilmesine muvafakat verir?
Ülkemiz içinde yasaya aykırı davranışta bulunma hakkı Yargıtay Genel Kurulu eliyle sadece alacaklı ve icra dairelerinde bulunmaktadır ülkemizde bahsi geçenlerin haricinde yasaya uymama hakkı olan başkaca bir kişi yada kurum da yoktur. Görüldüğü gibi devletin bir organı, temel hak ve hürriyetlerin engellenmesine sebep olmuştur ve bu üst düzey bir yargı kurumudur.
Bu hükümle Anayasa ve yasa maddelerine aykırı davranılmaktadır, insanların ihlal edilen hakları şunlardır.
Alenen ihlal edilenler.
Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 10. maddesi, Anayasanın 17. maddesinde konut dokunulmazlığı, Anayasanın 21. maddesinde, Anayasanın 35. maddesinde, Anayasanın 36. maddesinde bahsi geçen, Kanun önünde eşitlik hakkı, maddi ve manevi varlık, bahsi geçen konut dokunulmazlığı hakkı, bahsi geçen mülkiyet hakkı, bahsi geçen hak arama hürriyeti..

Karşılıksız çek cezalarında 31.12.2008 tarihinden bu yana sürdürülen cezalık halinin devamı, Türk hukuk sisteminde ne ilktir nede bu yapıyla bir son olacaktır.
Karşılıksız çek cezalarında, kanun hükümlerinin 31.12.2008 tarihinde yitirilmesine rağmen aynı şekilde sürdürülmesi cezaevlerinde bu cezalar yüzünden on binlerce insanın tutuklu kalmasına mazeret olarak ekonomik kaygıların sunulmasının hukuk devletiyle bağdaşacak hiç bir yönü yoktur.
Kanunları bilmemenin bir mazeret olmadığı belirtilebilir bu mazeret bir hukuk devletinde yasaya aykırı bir talepte bulunabilmenin ve yerine getirilmesinin mazereti olamaz.
Devlet mazeret sunmaz.
Yargıdan hala Karşılıksız Çek mağdurlarının uğramış olduğu bu haksızlıkların giderilmesi yönünde bir içtihat beklemeli miyiz?

Yargıtay halkımızın güvencesi konumunda olmalıdır. Yerel mahkemelerin hukuki bir hataya düşmeleri durumunda Halkımızın, bu durumun Yargıtay tarafından düzeltileceğinden ve Yargıtay’ın kesin bir adil yargılama mercii olduğundan emin olması gerekmektedir.
Aynı şekilde yerel mahkemeler de, Yargıtay’ın hatalı bir karar vermesi durumunda, bu hatayı düzeltebilecek; adaletin ve kanunların gerektirdiği hükümde kararlılık gösterebilecek bir adalet anlayışı içerisinde hareket edebilmelidir.
Adalet komisyonunda Milletvekili Avukat Rıdvan Yalçın tarafından hazırlanan borçlunun ev eşyalarının haczinin kapsam dışına çıkartılması amaçlayan yasa tasarısı vardır.

ilgili yazılar: icra iflas Kanununa aykırı davranmak?

>Başbakanlık İntiharcısı bu kez tetiği çekti

23/09/2009 2 yorum

>

Başbakanlık merkez binası önünde başına ve göğsüne tabanca dayayarak intihara kalkışan emekli polis memuru Tuncer Aydın eve yeniden haciz gelmesi nedeniyle bu kez tetiği çekti.

02/03/2009 Tarihinde Bakanlar Kurulu toplantısı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık Merkez Bina’ya gelişinin beklendiği sıralarda, Ardahan doğumlu 50 yaşındaki emekli polis memuru Tuncer Aydın bina önüne gelerek, yetkililerle görüşmek istemiş ancak muhatap bulamayan emekli polis Tuncer Aydın, üzerindeki iki tabancadan birini kafasına, diğerini de göğsüne dayayarak intihara kalkışmıştı. Korumaların ikna çabaları sonucu silahlarını indiren emekli polis Tuncer Aydın’ın borçları yüzünden bunalıma girdiği ve eylemi öncesinde ailesine intihar mektubu bıraktığı, Aydın’ın mektubunda, Çaldığım bütün kapılar yüzüme kapandı. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Devletimiz bizi ölüme terk etti bize de şerefimizle ölmek düşer diye yazmıştı.

ekonomik kriz

Tuncer AYDIN

Tuncer Aydın 2005 yılında girdiği kooperatifin, evlerini teslim etmemesi nedeniyle borca girdi, borçlarını ödemek için emekli olduğu ancak yine de ekonomik sorunlarını çözemedi. Evli 3 çocuk babası Aydın evine borçları nedeniyle icra gelmiş bunun üzerine bunalıma giren Aydın, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne dilekçeyle başvurarak sıkıntılarını dile getirmişti. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Bülent Serim imzasıyla kendisine gönderilen yazıda ise Aydın’a kaymakamlığa müracaat ederek sorunlarını çözmesi söylenmiş, Kaymakamlığa yaptığı başvuru da olumsuz sonuçlanan emekli polis memuru Tuncer Aydın’ın Başbakanlığa da başvurarak yardımcı olunmasını istediği, Başbakanlık İletişim Merkezi Daire Başkanvekili İhsan Sarıkoca imzasıyla Aydın’a gönderilen mektupta, Başbakanlık İletişim Merkezi’ne yapmış olduğunuz müracaatınız incelenmiş olup, talebiniz ile ilgili olarak yapılacak bir işlem bulunmamaktadır denilmişti, bu müracaatlara rağmen, evine icra gelmesi üzerine ailesine mektup bırakarak Başbakanlık önünde göğsüne tabanca dayayarak intihar etmek isteyen Aydın, Başbakanlık Koruma Müdürü Mehmet Yüksel tarafından iş sözü verilerek ikna edilmişti.

Ancak söz verilip te kimsenin kapısını çalmadığı Aydın evini icra memurları çaldı, verilen tüm sözlere rağmen evine gelen icra nedeniyle bir kez daha bunalıma giren Aydın, göğsüne dayadığı silahı bu kez ateşledi. Eşi Şahsi Banu Aydın tarafından hastaneye kaldırılan emekli polis Tuncer Aydın, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Allah (c.c.)Rahmet Eylesin…

ilgili yazılar: Ekonomik kriz ve karşılıksız çek hapsi

Technorati Etiketleri: ,,
Kategoriler:Genel Etiketler:,

>Ekonomi, Siyaset, Yargı Üçgenindeki Çek Mağdurları

10/09/2009 148 yorum

>

Arkadaşlar

24 Eylülde Yargı cephesinden bir açıklama gelebileceği (C.G.K) yönünde bir duyum var.

Şimdi buna inanalım mı?

24 Eylül’ü aklımızın bir köşesine yazalım, 24 eylül geldiğinde bu bir yalan haber midir yada açıklanacak bu C.G.K kararı yine baskılarla sumen altı edilip yeni yasanın çıkması beklenilecek midir hep beraber görelim.

Buna inanmaktansa, Hafızalarımız tazelemekte fayda var diye düşünüyorum.

Çek Mağdurları Dokuz Ayı Aşkın süredir, Yargı, Siyaset ve Ekonomi kıskacında kaldı.

Ekonomimizi yöneten siyasiler ve bu siyasilerin kurmayları, piyasa dengelerini ileri sürerek bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe kanunsuz yargılanmamızı görmezden geldiler.

Kendilerini, sadece devletin yargı mercileri gören Adalet Dağıtıcıları, Ülke ekonomisi ve piyasaların bozulacağı kaygısıyla dokuz aydır bir içtihat yayınlamadılar.

Ekonomi ise, Bankaların, Tefecilerin hakimiyetinde, ve her türlü baskıyı uygulayarak, Çeklerin bir kazanç kapısı olarak kalmasını sağladılar,

Dokuz Aylık Bu süreçte, Yargıçların bu konuda yaptıkları yazışmaları, neler yazıp çizdiklerini, düşüncelerini yeniden aktarmak istiyorum, nostalji yapalım, ve dokuz aydır bu hukuksuzluğun bu adaletsizliğin nasıl olurda halen sürdüğüne anlam vermeye çalışalım.

Hafızalarımızı tazeleyelim..

******************************************************

Tekerrür, tüzel kişilere ceza verilememesi, her çek yaprağı için ayrı ceza verilememesi konularındaki görüşlerinize aynen katılıyorum. Zaten daha önce açılan forumlarda da bu hususlarda çekincesi ve itirazı olan arkadaşımız olmamıştı. Ancak temel cezanın belirlenmesi ile ilgili görüşünüzü tam olarak anlayamadım. Çek bedelini günlük 100 TL. den gün adli para cezasına çevirmeliyiz mi diyorsunuz? Tartışılması gereken en önemli konu bu zaten. Saygılarımla… Akın DOMBAYCI 10.01.2009.14:32

****************************************************

Sayın Dombaycı, yine çek bedeli kadar adli para cezası verilmeye devam edilecektir.Çünkü çek kanunundaki ceza 01/06/2005 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 5252 sayılı yasanın 5.maddesi gereğince ağır para cezasından dönüştürülmüş bir adli para cezasıdır.Bu husus ta TCK.nun 5.maddesine rağmen kabul edilmiştir.Kısaca ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezaları 5252 sayılı yasanın geçici 1.maddesi kapsamında değildir.Bu madde diğer aykırılıklar bakımından kabul edilmiştir.Bu nedenle çek kanunundaki adli para cezası gün para cezasına aykırı dahi olsa uygulanması gerekecektir.Ancak çek bedeli kadar adli para cezası vermek aslında gün para cezasına da aykırı değildir.Çünkü hem 5252 sayılı yasanın 5.maddesi hem de 5275 sayılı yasanın geçici 1.maddesi gereğince tüm ağır para cezalarından dönüştürülen adli para cezalarının 1 günü 100 YTL.üzerinden hesaplanır.Örneğin çek bedeli olan 80.000 TL.adli para cezasına hükmedilmesi halinde bu günlüğü 100 TL.den 800 gün adli para cezası anlamına gelir.Bunun açıkça yazılmasına gerek yoktur.Zaten infaz sırasında nazara alınacaktır.Sadece 100 TL.nin altında kalan kısımlar gün para cezasına aykırılık oluşturur.Bununda infaz hukuku açısından sonuca bir etkisi yoktur.Yani çek bedeli kadar adli para cezası verilmesi aslında gün para cezasına aykırı değildir.Ancak açıkça aykırı olsa dahi uygulanması gerekir.Demek istediğimde budur. Hacı Murat Gökşen 11.01.2009.0:59

*********************************************************

Sayın Gökşen;
İstifade ettiğimi belirtmek isterim, teşekkür ederim.
Görüşlerinize büyük ölçüde katılmakla birlikte, bir iki hususa değinmek isterim. Kanaatimce Çek Hesabı Açma Yasağını TCK.nın 53/5-2 maddesi kapsamında görmemek gerekir. Zira TCK.nın 53/5-2 cümlesi sadece bazı suç çeşitleri içindir. Bu suçları kanun
“Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar” diyerek açıklamıştır. Yani seçme seçilme ve siyaset hakkının kötüye kullanılması, kamu görevi üstlenme hakkının kötüye kullanılması, velayet vesayet hakkının kötüye kullanılması,vs. gibi hakların ya da yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle suç işlenirse TCK.nın 53/5-2 nci maddesinin uygulanma alanı doğar. Karşılıksız çek keşide etme suçu TCK.nın 53/1 maddesinde sayılan hakların kötüye kullanılması ile işlenebilecek bir suç olmadığından bu madde gereğince de hak kısıtlaması yapılamaması gerekir. Ferşat Aydın 11.01.2009.1:50

************************************************************

Değerli Meslektaşlarım;
Benden önce görüş belirten saygıdeğer meslektaşlarımın görüşlerinden istifade ettiğimi öncelikle belirtmek isterim.
Bilindiği üzere 5252 sayılı yasanın geçici 1. maddesinde “Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümlerinin, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağı” belirtilmiş ve yasada öngörülen süre dolmasına rağmen yasa koyucu tarafından uzatılmamıştır. Bunun kanuni sonucu şudur; Diğer Kanunların 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan “Genel Hükümlere” aykırılık içeren hükümleri 01.01.2009 tarihinden itibaren artık uygulanmayacaktır. Kanunun yürürlük tarihi de (Aykırılık içeren özel yasalar bakımından) 01.01.2009 tarihi olacaktır.
5237 sayılı TCK.nun “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7/2 maddesinde “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve İNFAZ OLUNACAĞI” belirtilmiş olmakla öncelikle Türk Ceza Kanunun Genel hükümlerine aykırılık içeren kesinleşmiş mahkeme ilamlarının da bu kapsamda yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir.
Öncelikle bir tespitte bulunmak faydalı olacaktır; bir yasal düzenlemenin başka bir yasal düzenlemeden farklı hükümler içermesi ile, çelişen (aykırı) hükümler içermesi aynı şeyler değildir. Örneğin 5237 sayılı TCK.nun da infaz rejimi olarak uygulanması öngörülen “Genel Tekerrürden” farklı olarak bazı suçlar bakımından, bu suçların ihlal ettikleri hukuki değerler, ortaya çıkan tehlikenin ağırlığı gözetilerek yasa koyucu tarafından “Özel Tekerrür” nedeniyle farklı bir infaz rejimi veya farklı bir yaptırım öngörülebilecektir.
3167 sayılı yasaya göre, mükerrer olarak karşılıksız çek tanzim eden sanıklarla ilgili olarak yasa koyucu, aynı nitelikli suçu işleyen sanığın , ikinci ve sonraki kezler aynı suçu işlemesi halinde hapis cezası tayin edilmesini uygun görmüştür. 3167 sayılı yasanın 16/1 (son cümle) maddesinde yasa koyucu mükerrir sanık hakkında farklı bir infaz rejimi dahi öngörmeyerek doğrudan YAPTIRIM belirlemiştir. Yasa koyucunun doğrudan yaptırım öngördüğü bir durumda TCK.nun genel hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasının söz konusu olamayacağını düşünüyorum.
Öte yandan yasa koyucu Çek Kanunundaki gibi “Özel Tekerrür” halinde “YAPTIRIM” yerine özel nitelikli “İNFAZ REJİMİ” dahi öngörebilir. Bu taktirde ise Türk Ceza Kanunun 5. maddesi delaletiyle 58. maddesine aykırılığı tartışmak yerine, düzenlemenin Anayasanın 10 maddesine aykırı olup olmayacağını tartışmak gerekecektir. Nitekim geçmiş dönemlerdeki süreçte hep bu eksen üzerinde tartışmalar yaşanmış ve farklı düzenlemelerin anayasa ile koruma altına alınan “eşitlik” ilkesini ihlal edip etmediği değişik yasal düzenlemelerle ilgili olarak tartışma konusu yapılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Genel Hükümleri, aykırılık içeren diğer özel yasalar bakımından 01.01.2009 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiğine göre, hangi hükümlerin örtülü olarak yürürlükten kaktığını da bu kabul doğrultusunda tespit etmek gerekecektir. Sonradan yürürlüğe giren genel nitelikli bir kanunda, önceden yürürlükte olan özel nitelikli bir kanunun “aykırılık içeren hususlarda önceki kanunun uygulanacağına ilişkin” bir düzenlemeye yer verilmemiş ise şüphesiz ki, sonradan yürürlüğe giren genel nitelikli kanun, önceki özel nitelikli kanunun aykırı hükümlerini yürürlükten kaldıracaktır. Örneğin meslektaşlarımızın sıkça gündeme getirdikleri 3167 sayılı yasanın 16/2 maddesindeki tüzel kişiler hakkında adli para cezasına hükmedilmesine ilişkin düzenlemeye değinecek olursak, 01.01.2009 tarihinde (aykırılık içeren özel yasalar bakımından) yürürlüğe giren 5237 sayılı kanunun 20/2 maddesinde “Tüzel kişiler hakkında sadece güvenlik tedbirlerinin uygulanabileceği, ceza yaptırımının uygulanamayacağının” belirtilmiş olması karşısında, yasada öngörülen emredici nitelikteki bu yasaklayıcı düzenleme nedeniyle, 3167 sayılı yasanın Tüzel kişiler hakkında ceza tertibini içeren 16/2 maddesinin artık yürürlükten kalktığını kabul etmek gerekecektir. Zira 5237 sayılı TCK.nun 20. maddesi “emredici nitelikte” yasaklamaları içeren bir yasal düzenlemedir.
5275 sayılı kanunun geçici 1. maddesinde “….. diğer kanunlarda yer alan adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde, hükümlülerin bir gün yüz Türk Lirası hesabı ile hapsedilecekleri” belirtilmiş olduğundan, gerek 3167 sayılı yasanın 16/1 maddesinde ve gerekse diğer yasalarda yazılı ve gün karşılığı olmayan adli para cezalarının da yürürlükte olduğunu ve infaz kabiliyetlerinin hala bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Çünkü 5275 sayılı yasanın geçici 1. maddesi de halen yürürlüktedir. Geçmiş dönemlerde, Örneğin 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aykırılık, Kaçakçılık Kanununa aykırılık suçlarında, İcra suçlarında genel hükümlerden farklı düzenlemelere yer verildiği sıklıkla görülmüş ve muhtemeldir ki bundan sonra da görülecektir. Kişisel görüşüme göre; burada önemli olan, bu düzenlemelerin 5237 sayılı TCK.nun genel hükümlerinde yer alan “emredici ve yasaklayıcı” nitelikteki düzenlemelere aykırı olmamasıdır. Ayrıca aynı hukuki statüde bulunanlar bakımından farklı düzenlemeler öngörülmesi de, anayasaya aykırılık iddialarını gündeme getirebilecektir.Mustafa BAĞARKASI 11.01.2009.15:24

***********************************************************

Değerli meslektaşlarım,
Yazılanlara büyük ölçüde katılmakla birlikte sonuç yorumda farklı düşünmekteyim. Artık genel hükümlere aykırı düzenleme olamayacağına ve cezaların neler olduğu da genel hükümlerde düzenlendiğine göre 01.01.2009 tarihinden sonra çekten 5 gün a.p.c verilebilecektir ki buda sanık lehine olduğundan geçmişe yürüyecektir.
Ama belki de burada asıl dikkat edilmesi gereken kasıt unsurudur. Şimdiye kadar sanığın mazereti ne olursa olsun(hastalık, cezaevinde olma, v.s.) çeki yasadaki bağlayıcı yorumla genel hükümlerdeki kasıt kurallarına aykırı biçimde şekli suç olarak uygulayıp savunmalar göz önüne alınmayarak çekin karşılıksız çıkması durumunda ceza verilmekteydi, bunun değişmesi de söz konusu olabilir ancak o zamanda sanığın çeki vadeli verip ticari imkansızlık nedeni ile ödeyemediğine ilişkin savunması ceza mahkemelerini ticaret mahkemesine dönüştürerek işlemez hale getirecektir.
Ayrıca bundan sonra nasıl bir yasa değişikliği olursa olsun şu anda kazanılmış hak olduğundan yeni yasada sorunları çözemeyecek ve bundan sonra bu konu tartışmaya açık olacaktır. Saygılarımla.yaşar yetiş 11.01.2009.17:30

***********************************************************

Klasik “normlar hiyerarşisinde” kanunlar arsında bir altlık üstlük ilişkisi yoktur. Bu genel kanun-özel kanun bakımından da böyledir. Bütün kanunlar aynı seviyededir aralarındaki hüküm farklılıkları altlık üstlük ilişkisi ile değil yürürlülük kuralları ile telif edilir. Bu nedenle TCK’nun 5. maddesi hükmü de yürürlülük kuraları gözetiler yorumlanmaladır.1 haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren ve girecek kanunlarda TCK’nun genel hükümlerine aykırı düzenlemeler olabilir ki bu pek muhtemeldir. Bu kanunlar yönünden TCK’nun 5. maddesinin sonraki kanun önceki kanun yürürlülük prensibi uyarınca bu geçerliliği yoktur.KANUN KOYUCU BÖYLE BİR HÜKMÜ ANAYASA NORMU HALİNE GETİRMEDEN KENDİSİNDEN SONRA ÇIKAN KANUNLARI BAĞLAYICI HALE GETİREMEZ.
Fakat sorun şudur ki TCK’nun 5. ve 5252 sayılı TCK’nun geçici 1. maddesi 1 haziran 2005 tarihinden önce yürürlülüğe giren giren kanunlar yönünden genel bir yürürlülük hükmü mü getirmiştir. Yani bu hükümlerle 1 haziran 2005 tarihinden önce yürülüğe giren kanunların TCK’nun genel hükümlerine aykırı hükümleri yürürlülükten kalkmış mıdır? TCK’nun gerekçesine, ve 5252 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin açık metnine bakıldığında bu sorunun cevabı evet gibi gözükmektedir. dursun çakıl 11.01.2009.21:28

***************************************************************

tck 45 md ve 61/10,ve tck 2md birlikte değerlendirildiğin de ÇEK SUÇU 1.1.2009 dan sonra CEZASIZ kalmıştır.cezasız kalan suç nedeniyle de önceden verilmiş cezayı da ortadan kaldırılması gerekir.infazlarınında durdurulması gerekir.
tck 45.md cezaların hapis ve adli para cezaları olduğunu söylüyor.bu madde de veya tck 52 .md.de ‘ÇEK BEDELİ KADAR ADLİ PARA CEZASI’ VEYA ‘ ARTIK UYGULAMA İMKANI KALMAYAN(5252 sk geçici 1.md göre) 5252.SK 5.md benzer şekilde 450 ytl adli para cezasını uygulamak yasal değildir.zira tck 45.md de böyle bir ceza vermeye yasal imkan da yoktur .
aksini kabul etmek demek ise tck 2/3.md göre ‘ Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz’ amir hükmüne aykırı KIYAS YASAĞINA GİRER.CEZA İÇEREN HÜKÜMLER KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE GENİŞ YORUMLANMIŞ OLACAKTIR.
ceza hükümlerinin uygulanmasında KIYAS YASAĞI VAR. CEZA İÇEREN HÜKÜMLERİNİN DE YORUMLANIRKEN DE GENİŞ YORUM YAPILABİLİR ANCAK BU GENİŞ YORUMUN DA YASAL SINIRI KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE OLMAYACAK. Erdoğan Aktaş 11.01.2009.22:2

**************************************************************

3167 sayılı Kanundaki “ADLİ PARA CEZASI ” ibaresi 5252 sayılı Kanunun 5(1) madde ve fıkrası ile 2004 yılında eklenmiştir. 5237 sayılı Kanun ise 2005 Haziran da yürürlüğe girmiştir. Sonradan yürürlüğe giren Kanunda genel hükümlere aykırılık geçersiz sayılmıştır. Gün para cezası sistemine aykırılık kabul edildiği sürece çek suçlarından verilen cezalar ortadan kaldırılmalıdır. Ancak 31.12.2008 tarihi suçun işlenme tarihi, karar tarihi veya kesinleşme tarihlerinden hangisi yönünden dikkate alınacaktır? Mahmut Erdemli 12.01.2009.11:18

***************************************************************

Mart 2009 Ayı İçinde çekte vade Kuralıda yasallaştı..

Ama C.G.K Kararı henüz yok!!!

ilgili yazılar: http://www.cekmagdurlari.com/2009/09/avrupa-komisyonuna-dilekcemiz.html

>Avukatlık Ücret Tarifesi

22/08/2009 2 yorum

>

AVUKATLIK ÜCRET TARİFESİ

BİRİNCİ KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM

Dava ve Takiplerin Dışındaki Hukuki Yardımlarda Ödenecek Ücret
1. Büroda sözlü danışma (ilk bir saate kadar) 125,00 YTL
takip eden her saat için 60,00 YTL
2. Çağrı üzerine gidilen yerde sözlü danışma (ilk bir saate kadar) 250,00 YTL
takip eden her saat için 125,00 YTL
3. Yazılı danışma için 250,00 YTL
4. Her türlü dilekçe yazılması, ihbarname, ihtarname, protesto
düzenlenmesinde 150,00 YTL
5. Sözleşmeler ve benzeri belgelerin hazırlanması
a) Kira sözleşmesi ve benzeri 250,00 YTL
b) Tüzük, yönetmelik, miras sözleşmesi, vasiyetname, vakıf senedi
ve benzeri belgelerin hazırlanması 750,00 YTL
c) Şirket ana sözleşmesi, şirketlerin devir ve birleşmesi vb. ticari
işlerle ilgili sözleşmeler 750,00 YTL

İKİNCİ BÖLÜM


İş Takibi Konusundaki Hukuki Yardımlarda Ödenecek Ücret
1. Bir durumun belgelendirilmesi, ödeme aşamasındaki paranın
tahsili veya bir belgenin örneğinin çıkarılması gibi işlerin takibi
için 180,00 YTL
2. Bir hakkın doğumu, tespiti, tescili, nakli, değiştirilmesi, sona
erdirilmesi veya korunması gibi amaçlarla yapılan işler için 300,00 YTL
3. Tüzel kişi tacirlerin ana sözleşmelerinin onanması, bu tacirlerin
çalışma konuları ile ilgili ruhsat ve imtiyazların alınması, devri ve
Türk vatandaşlığına kabul edilme gibi işlerin takibi için 1.250,00 YTL
4. Vergi uzlaşma komisyonlarında takip edilen işler için 575,00 YTL
5. Uluslararası yargı yerlerinde takip edilen işlerde
a) Duruşmasız ise 2.500,00 YTL
b) Duruşmalı ise 4.350,00 YTL
c) Konusu para olan işlerde ise ücret Tarifenin üçüncü kısmına göre
belirlenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Avukatlık Kanununun 35 inci Maddesi Gereğince Bulundurulması Zorunlu Sözleşmeli Avukatlara Aylık Ödenecek Ücret
1. Yapı kooperatiflerinde 460,00 TL
2. Anonim şirketlerde 775,00 TL
Takip edilen dava, takip ve işlerde tarifeye göre hesaplanacak vekalet ücreti yıllık avukatlık ücretinin üzerinde olduğu takdirde aradaki eksik miktar avukata ayrıca ödenir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

1. Kamu Kurum ve Kuruluşlarıyla Özel Kişi ve Tüzel Kişilerin Sözleşmeli Avukatlarına Ödeyecekleri Aylık Avukatlık Ücreti 775,00 TL
Takip edilen dava, takip ve işlerde tarifeye göre hesaplanacak vekalet ücreti yıllık avukatlık ücretinin üzerinde olduğu takdirde aradaki eksik miktar avukata ayrıca ödenir.

İKİNCİ KISIM

BİRİNCİ BÖLÜM

Yargı Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olsa veya Para ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete Bağlı Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
1. Görülmekte olan bir dava içinde olmamak koşulu ile ihtiyati haciz,
ihtiyati tedbir, delillerin tespiti, icranın geri bırakılması, ödeme ve
tevdi yeri belirlenmesi işleri için:
a) Duruşmasız ise 160,00 TL
b) Duruşmalı ise 220,00 TL
2. Ortaklığın giderilmesi için satış memurluğunda yapılacak işlerin
takibi için 285,00 TL
3. Ortaklığın giderilmesi ve taksim davaları için 500,00 TL

İKİNCİ BÖLÜM

Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para ile Değerlendirilemeyen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
1. İcra dairelerinde yapılan takipler için 160,00 TL
2. İcra Mahkemelerinde takip edilen işler için 160,00 TL
3. İcra Mahkemelerinde takip edilen dava ve duruşmalı işler için 285,00 TL
4. İcra mahkemelerinde takip edilen ceza işleri için 160,00 TL
5. Ceza soruşturma evresinde takip edilen işler için 250,00 TL
6. Sulh mahkemelerinde takip edilen davalar için 310,00 TL
7. Asliye mahkemelerinde takip edilen davalar için 575,00 TL
8. Tüketici mahkemelerinde takip edilen davalar için 250,00 TL
9. Fikri ve sınai haklar mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.350,00 TL
10. Ağır Ceza Mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.250,00 TL
11. Çocuk Mahkemelerinde takip edilen davalar için 575,00 TL
12. Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinde takip edilen davalar için 1.250,00 TL
13. Askeri mahkemelerde takip edilen davalar için 625,00 TL
14. İdare ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için
a) Duruşmasız ise 400,00 TL
b) Duruşmalı ise 500,00 TL
15. Yargıtay’da ilk derecede görülen davalar için 1.250,00 TL
16. Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede
görülen davalar için
a) Duruşmasız ise 575,00 TL
b) Duruşmalı ise 1.250,00 TL
17. Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Sayıştay’da temyiz yolu
ile görülen işlerin duruşması için 625,00 TL
18. Uyuşmazlık Mahkemesindeki davalar için 625,00 TL
19. Anayasa Mahkemesinde görülen dava ve işler için
a) Yüce Divan sıfatı ile bakılan davalar 1.850,00 TL
b) Diğer dava ve işler 1.000,00 TL

ÜÇÜNCÜ KISIM

Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
1. İlk 20.000,00 YTL için %12
2. Sonra gelen 30.000,00 TL için %10
3. Sonra gelen 50.000,00 TL için %8
4. Sonra gelen 150.000,00 TL için % 6
5. Sonra gelen 400.000,00 TL için % 4
6. Sonra gelen 600.000,00 TL için % 2
7. Sonra gelen 1.000.000,00 TL için %1
8. 2.250.000,00 TL’den yukarısı için %0,1

ilgili konular: http://www.cekmagdurlari.com/2009/08/cek-magdurlari-dikkat.html

Technorati Etiketleri: ,,,,

>Çek Mağduru Arkadaşlarımız (Murat Yalçın)

19/08/2009 3 yorum

>
Kıymetli Çek Mağduru Arkadaşlarımız..

Kardeşlerimiz..
İstirham ediyorum..Söyleyeceğimiz güzel bir sözü; BİR FAZLA söyleyelim.. Lakin söz güzel değilse, hoş değilse; değil bir eksik, HİÇ SÖYLEMEYELİM..
Zaten hepimiz incitici, tahrip edici bir zulme maruz durumdayız.. Bu halde iken değil birbirimize düşmek, aksine üzüntülerimiz, sıkıntılarımız bizi, bize yaklaştırmalı..
Öyle ki bir haksızlığa maruz kalmak ve böyle bir hüznü yaşamak, aynı zamanda insani bir tekamül sağlamalı bizlere..
Bu ortak platformda inanç ve düşüncelerimizi bile açıklarken tedbirli, ölçülü ve hakkaniyet sahibi olmaya çalışmalıyız..
Bizlere lazım olan yegâne şey TESANÜD; (grup dayanışması) Bizler için felaket olan şeyler ise; HASED, FİTNE, AYRILIK VE AYKIRILIK, FESAT ve DAĞINIKLIKTIR..
Tesanüd içinde olmamız için sadece aklı-ı selim ve nazik olmamız yeterli.. Bu bize, haksızlığa dayanma ve direnme gücü; adalete, zafere ulaşmada, mücadele azmi ve sonunda bu birlik ve beraberlik ruhu, mutlaka adaleti ve zaferi getirecektir..
Aksi hal; yani KABALIK, SAYGISIZLIK VE HOYRATLIK bizi felaketlere sürükleyecek şeytani bir aldatmaca, nefsi bir körlük olacak ve sonucunda varacağımız yer felaket olacaktır..

İzninizle yazımda inanç ve kanaatlerimi de ifade ederek devam etmek istiyorum..

Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Birbirinize hased (çekememezlik) etmeyiniz. Birbirinize buğz (düşmanlık) etmeyiniz.
Birbirinizle iyi ilişkileri kesmeyiniz.
Birbirinizden yüz çevirip küsüşmeyiniz ve ey Allah\’ın kulları, kardeşler olunuz..” \”Bir haksızlık, zulüm görürseniz, gücünüz yetiyorsa elinizle, ona gücünüz yetmiyorsa dilinizle, ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle karşı çıkın. Ki, sonuncusu inancınızın en zayıf noktasıdır.\”
Yüce Allah ise Kuranı Kerim’de mü’minlere;

\”Çekişip birbirlerine düşmemelerini..\” (Enfal Suresi, 46)

\”Allah\’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…\” (Al-i İmran Suresi, 103)

\”Birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak..\” (Saff Suresi, 4)

\”Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.\” (İsra Suresi, 53)

\”İnkar edenler birbirlerinin velileridir(dostları). Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.\” (Enfal Suresi, 73)

Buyurmakta ve doğru olana varmak, zafere ulaşmak için inananların dostluk ve kardeşlik içinde olmalarının gereğini, dostluk ve kardeşlik duygularından uzaklaşıp birbirlerini dost edinmemelerinin ise, aralarında ve yeryüzünde karmaşaya ve kötülüğe sebep olacağını bildirmektedir..
Hiçbir inananın bu sorumluluğun vebalini üstlenmek istemeyeceği açıktır.
Hiçbirimiz bu gün; iğrenç bir çek hapsi zulmü ile karşı karşıya iken verilen mücadelede bizleri zayıf düşürecek, bizleri kaos ve karışıklık içinde treni kaçırtacak bir vebal üstlenmek istemeyecektir.. Arkadaşlarım, kardeşlerim.. Maçın başındayız ve inanın kazanmaya yakınız.. Çünkü maça yenik başlamış, orta yerde ne oyuncu ne takım ne taraftar (seyirci değil) yoktu.. Oyun kuralları aleyhimize ve tartışılmaz idi.. Hakemler, yan hakemler aleyhimizde ittifak içindeydiler.. Ya bugün kazanımlarımızı bir düşünelim.. Allah’a şükürler olsun.. Hep beraber haklı olmanın, inançlı olmanın gücünü hissedelim lütfen..

Evet zafere bir adım kaldı..
O adım hepimizin ortak inancıyla atılacak ve mutlaka ADALET YERİNİ BULACAKTIR.. Ve bunun ilk şartı HAKLI olmak.. İkinci ve son şartı HAKLI OLMANIN HAKKINI VERMEKTİR.. Fakat tekrar istirham ediyorum.. Bu mücadele mutlaka İNCE, NAZİK VE ZARİF olalım.. Hem haklı ve inançlı olana yaraşan da budur..Tıpkı sevgi ve muhabbet gibi, SAYGI da paylaşıldıkça çoğalan bir kaynaktır. Kimse birine saygı gösterdiği için zararda da olmaz, rahatsız da olmaz. Aksine hem mutlu ve hem de kazançlı olur.. Muhakkak hepimizin bu mücadele de emeği var ve olacak..
Tabiatıyla BİLGİ, EHLİYET VE TECRÜBE sahibi arkadaşlarımızın katkıları ise çok daha fazla olacak.. Biz onları, kıskanma ne demek, başımızın tacı olarak değerlendireceğiz.. Bu itibarla; Baştan beri hem kendi ve hem de hepimizin derdi için; sesli sedalı katkı veren fedakar arkadaşlarımıza şükran borçluyuz.. Kendi dertleri olmamasına rağmen hakka ve haklıya kulak veren, bize destek veren herkese teşekkür borçluyuz.. Başta hukukçu arkadaşlarımız olmak üzere bu meselede bize yardımcı olan ve olacak bu insanlar; bizi hayata döndürmeye vesile olacak uzman hekimlerimiz gibi güzel insanlardır…
\”… Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.\” (Yusuf Suresi, 76

Bir zerâfet ve tevazu örneği ile yazımı bitirmek istiyorum
Mevlânâ Câmî (Molla Câmî olarak da bilinir) zamanında; tanınmış âlimler, şairler, yazarlar ve bilginler aralarında ‘suskunlar meclisi’ adını verdikleri bir kurul oluşturmuşlardı. Bu meclis, üyelerini, çok düşünen, az konuşan ve az yazan insanlar arasında seçiyordu. Meclisin üye sayısı ise otuz kişiyle sınırlı tutulmuştu. O dönemde yaşayan âlim, şair ve yazarlarının içinde hep bu meclise üye olma arzusu vardı. Mevlânâ Câmî’de bunlardan biriydi. Ancak ‘suskunlar meclisi’nin üye sayısının sınırlı olması onun, seçkin insanların yer aldığı bu kurulda bulunmasına imkân vermiyordu.
MECLİSİMİZDE YER YOK Bir gün ‘suskunlar meclisi’nin üyelerinden biri ölmüştür.. Bunun üzerine Mevlânâ Câmî ‘suskunlar meclisi’ üyeleri toplantı halindeyken toplantı yapılan mekana gider.. Meclise katılma arzusunu bir kağıda yazıp kapıcıyla içeriye gönderir.Meclis üyeleri Mevlânâ Câmî\’yi çok yakından tanıyorlardı, fakat vefat eden üyelerinin yerine birkaç gün önce başka bir değerli insanı almışlardı.. Lâkin Mevlânâ Câmî gibi birini de kapıdan çevirmek, \”seni üye yapamıyoruz\” demek oldukça zordu. Kendi aralarında epeyce düşünürler. Ardından da bir bardağı ağzına kadar su ile doldurup kapıcıyla Mevlânâ Câmî\’ye gönderirler. Bununla meclisin üye sayısının tam olduğunu, yeni bir kişiye yer olmadığını anlatmak istiyorlardı.Kendisine, ağzına kadar su ile dolu bir bardak gönderilen Mevlânâ Câmî, meclis üyelerinin ne demek istediğini anlar, hemen yanındaki gülden bir yaprak koparıp yavaşça bardağın üstüne koyarak tekrar içeriye gönderir.. Bununla gül yaprağının su ile dolu bardağı taşırmadığını, gül misali kendisi için de ‘suskunlar meclisi’nde bir yerin bulunduğunu anlatmak istiyordu.Meclis üyeleri de böyle bir insana çok nazik bir şekilde de olsa daha önce \”meclisimizde yer yok\” anlamında bir cevap verdiklerinden dolayı çok üzüldüler. Otuz kişiyle sınırlı olan üye sayılarını da aşarak Mevlânâ Câmî\’yi meclislerine üye yapmaya karar verdiler. MEVLANA CAMİ\’NİN TEVAZUSU Meclisin başkanı, adını listeye yazdı, üye sayısını belirten 30 sayısının önüne bir 0 (sıfır) yazarak Mevlânâ Câmî\’ye verdi.. Başkan bununla, Mevlânâ Câmî\’nin katılmasıyla meclisin değerinin on kat arttığını anlatmaya çalışıyordu.Listeyi alan Mevlânâ Câmî, kendisinin gelmesiyle meclisin değerinin on kat artmış olduğu düşüncesine katılamadığını göstermek için, otuz sayısının sağına eklenen sıfırı silip, 0 (sıfır)’ı 30 sayısının SOLUNA yazdı. Mevlânâ Câmî’de bu cevapla, meclisin üye sayısını artırmadığını çünkü kendi değerinin, bu meclisin yanında SOLDA SIFIR olduğunu anlatmak istiyordu.
Arkadaşlar hepimiz, bir değeriz, kimimiz 30’un sağında kimimiz solunda..
Önemli olan birbirimizin değerini bilmemiz..
Herkesin, hepimizin birbirimize saygı ve hoşgörü göstermesi dileğiyle.. Saygılarımla

Murat YALÇIN

ilgili yazılar: Çek Mağdurları Artıyor

Kategoriler:Genel Etiketler: