Archive

Posts Tagged ‘icra’

HGK: ipoteğin Paraya Çevrilmesi

08/04/2012 2 yorum

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E:2008/12-72
K:2008/36
T:30.01.2008
İpotek, Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip
Kayıtsız Şartsız Borç İkrarı İtiraz İcra Geri Bırakılması

Özet
Alacaklı kooperatif takibini ipotek akit belgesine dayandırarak, İİK’nın 149/b madde koşullarında başlatmış; borçluya icra emri değil, yine İİK’nın 149/b maddesine göre ödeme emri tebliğ ettirmiştir. Borçlu, İİK’nın 150. maddesine dayanarak borca kısmi itirazda bulunmuş, takip itiraz edilen miktar yönünden durmuştur. Alacaklı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde ödeme emrine itirazın incelenmesine ilişkin İİK’nın 150/a maddesine dayanarak borçlunun bu kısmi itirazının kaldırılmasını istemiştir. O halde, mahkeme, İİK’nın 150/a maddesi göndermesi ile İİK’nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmak durumundadır. 2004 s. Yasa m. 149, 150/a, 33, 68,68/b

Taraflar arasındaki “itirazın kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 08.03.2007 gün ve 2007/24-247 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi’nin 21.06.2007 gün ve 2007/10220-12759 sayılı ilamı ile; (…Alacaklının takip dayanağı ipotek akit belgesine dayanarak başlattığı takipte borçlu borcun bir kısmına itirazla takibin o miktar için durmasını sağlamıştır. Alacaklı takibini İİK’nın 149/b madde koşullarında başlatmış, borçluya icra emri değil, ödeme emri tebliğ edilmiştir. Mahkemece anlaşmazlığın İİK’nın 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK’nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Daha fazlasını oku…

Kategoriler:ipotek Etiketler:, , ,

Vergi Usul Kanununa Muhalefet Defterlerin ibraz Edilmemesi

26/02/2012 2 yorum

T.C.
YARGITAY
11. Ceza Dairesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I
Esas No : 2008/16372
Karar No : 2011/23878
Tebliğname No : 11 – 2008/196081

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Sultanbeyli 2. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/03/2008
NUMARASI : 2007/207 (E) ve 2008/71 (K)
SANIK : Gürkan ÇELEN
SUÇ : Vergi Usul Kanununa Muhalefet
HÜKÜM : 213 S.Y. 359/a-2-son, TCK 62, 52/2-4 maddeleri gereğince; 6.000 YTL adli para cezası.
TEMYİZ EDEN : Sanık
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Onama

Yapılan duruşmaya, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
1-Sanığa defter belge gizlemek suçundan verilen temel cezanın, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/a-2. maddesinin 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki düzenlemesine uygun biçimde 6 ay hapis olarak belirlenmesine karşın, hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesinin, aynı maddenin 5728 sayılı Kanun ile değişiklikten sonraki düzenlemesine göre takdir edilmesi suretiyle, karma uygulama yapılması, Daha fazlasını oku…

Çek kanunu Değişiyor

13/01/2012 Yorum bırakın

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, karşılıksız çek kesmekten dolayı cezaevinde bin 457 kişinin bulunduğunu belirterek, “Bununla ilgili Yargıtay’daki dosya sayısı 217 bin 165, savcılıklar ile derece mahkemelerinde ise 400 bin” dedi.

TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen tasarının görüşmelerinde konuşan Ergin, ilgili yasada, “karşılıksız çek keşide etme suçu için adli para cezası öngörülmüş olmasına rağmen, bu para cezasının ödenememesi durumunda infazın, para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesi suretiyle yerine getirildiğini” bildirdi.

Borcunu ödeyemeyen kişi hakkında hapis cezası uygulanmasının, bu kişinin ticari hayatının sona ermesine neden olduğunu ve aynı zamanda da borçlarını ödeme ihtimalini ortadan kaldırdığını belirten Ergin, Anayasa’da “Hiç kimse sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz” denildiğini kaydetti.

“Çek Yasasından kaynaklanan olumsuzlukları gidermek amacıyla, akla gelen ilk çözüm karşılıksız çek keşide etmenin suç olmaktan çıkartılarak, bu eylem için herhangi bir yaptırım uygulanmamasıdır” diyen Ergin, şöyle konuştu:

“Ancak çekin ekonomik hayatta ifa ettiği görevde bir zafiyet yaşanmaması için, karşılıksız çek keşide etme eyleminin tamamen yaptırımsız bırakılması uygun bir çözüm olarak görülmemektedir. Bu nedenle karşılıksız çek keşide etme eylemi için idari nitelikte bir yaptırım uygulanması durumunda, hem karşılıksız çek keşide etme fiili yaptırımsız kalmayacak, hem de sözkonusu sakıncalar giderilmiş olacaktır. Tasarıda karşılıksız çek keşide etme eylemi için idari nitelikte bir tedbir olarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanması öngörülmektedir.” Daha fazlasını oku…

İcra ve Haciz Batağında ki Bir Millet

15/03/2010 12 yorum

>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıda belirtilen sorularımın, Adalet Bakam Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

image

Ülkemizde bir yılı aşkın süredir derin bir şekilde yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle vatandaşlarımız borçlarını zamanında Ödeyememekte, alacaklılar da alacaklarını alamamaktadırlar. Bu olumsuz gelişmeler, ülke genelinde icralık dosyaları ve İcra Dairelerinin sayısını artırdığı yönünde iddia ve haberlere neden olmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak;
1. Halen ülkemizde hizmet veren İcra Dairesi veya Müdürlüklerinin sayısı nasıldır? AKP hükümetleri döneminde kaç adet yeni İcra Müdürlüğü kurulmuştur? Yeni kurulan bu müdürlükler hangi illerimizde kurulmuştur?
2. Halen işlem gören icra dosyası sayısı ve bu dosyalardaki toplam icra bedeli ne kadardır? İcralık dosya sayılarının iktidarınız döneminde yıllara göre değişimi nasıl olmuştur? Bu değişim icralık vatandaşların her yıl giderek arttığı iddialarını doğrulamakta mıdır?
3. İcralık dosyaların işlem veya konu gruplarına göre dağılımları nasıldır? Vatandaşlarımız daha çok hangi konulara ilişkin ödemelerde icralık duruma düşmüşlerdir?
4. İcralık dosyaların artışında hükümetleriniz döneminde, uygulanan yanlış ekonomik politikaların etkisi olmuş mudur?
5. İcralık durumdaki vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda Bakanlığınızca hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?

haciz

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Kanunlar Genel Müdürlüğü
Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/49/125
Konu : Yazılı soru önergesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 01/12/2009 tarihli ve A.01.0.GNS.0. 10.00.02-17460 sayılı yazı, b) 16/12/2009 tarihli ve 2569/6014 sayılı yazı.

Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/10850 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.
Söz konusu bu Takvime göre, 2009 yılı adalet istatistiklerinin yıl sonu itibarıyla derlenmeye başlanacak olması nedeniyle 2009 yılı adalet istatistikleri sunulamamış olup, 2008 yılına ait verileri içeren istatistik tablolar ekte sunulmuştur.
İcra dairelerinde işlem gören dosyaların işlem veya konu guruplarına göre dağılımları ve en çok hangi konulara ilişkin Ödemeler nedeniyle icralık olduklarına dair Bakanlığımızda  istatistik veri bulunmamaktadır.
Bilgilerinize arz ederim.

image

image
D: Değişim (1986 = 100) M: Ortalama görülme süresi (gün).
NOT: 2008 yılı verileri Resmi İstatistik Programı uyarınca geçicidir.

>Anayasa Mahkemesi Hangi Tarafta?

25/02/2010 178 yorum

>

Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, 5941 Sayılı Çek Kanunu‘nun bazı maddelerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemini bugün Saat 09.30 Mahkeme gündeminde görüşmeye başlayacak.

02 Şubat 2010 günü, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Sheraton Otel’de düzenlenen, Yüksek Yargı Kurumları ve Avrupa Standartları Ortak Projesinin açılış konferansında konuştu.

Açılışta konuşan Kılıç, toplumun insan onuruna yaraşır bir hayat sürme talebi olduğunu belirterek, bu talebin önünde hiçbir gücün duramayacağını söyledi.

Toplum yargıçtan adil yargılama yapmasını ve tarafsız kalmasını istiyor. Yargı, toplumun bir kesiminde sosyal, siyasal ya da duygusal kopuş yaratacak davranışlara neden olamaz.
Tarafsızlığını koruyamayan bir yargı, bu nedenle mağdur ettiği insanların ancak öfke ve isyan duygularını kabartır. Ne yazık ki topluma acı veren bu konularda gerekli düzenlemeler yapılması için tüm çağrılar sonuçsuz kalmıştır. Her fırsatta yargı, siyasi partiler seçim sistemi, özgürlükler ve demokratik alanın genişletilmesi gibi konularda değişiklik önerileri, toplumun tüm kesimlerince dile getirilmesine rağmen gerekli adımlar atılmamıştır.
Korkmadan konuşabilmeyi, öfkelenmeden tartışabilmeyi beceremediğimiz için farklı görüşler arasında olması gereken diyalogları maalesef kuramadık.

Bu bağlamda devlete düşen görev, insan onurunun ve evrensel hukukun kabul etmeyeceği yerel ideolojik saplantılardan kurtularak çağdaş bir dünyanın üyesi olmak için gerekli düzenlemeleri acilen hayata geçirmektir.
Kılıç, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, adil yargılanma ve ağır işleyen bir yargı sistemine ilişkin konularda toplumda önemli bir duyarlılık oluştuğunu ve endişe ile izlenen bu sorunlara acil çözüm getirilmesinin ilgililerden beklendiğini söyleyerek konuşmasını tamamladı…

Yıllarca ihmal edilmiş bir yargı nasıl bağımsız olurmuş?
Şimdi ne oldu da birden bire Ormanlar kralı nedamete geldi. Reform yapalım arkadaşlar diye bir şarkı tutturdu.
Ekonomisi çökmüş ve 450 milyar dış borca batmış ve tamamen tüketim toplumu haline gelmiş bir ülkede suni gündem yaratılmasına ülke hukukçularıda bi fiil katılmış bulunmaktadır. Son yıllarda evimizde televizyonları açamaz, gazeteleri okuyamaz hale geldik, gündemimizi toplumun acil sorunlarından ziyade, iddianameler, sonu belirsiz, nerede başlayıp nerede biteceği belli olmayan yargılamalar, borç hapsi, çek hapsi, kredi kartı hacizleri ile bu toplum korku ve güven fukarası haline getirilmiştir.
Bankalar, tüketim toplumu haline getirilmiş halkı, kredi kartlarıyla, hayatta kalma mücadelesine veren küçük esnafı, tefeciler kanalıyla soymakta, halkın kanıyla, gözyaşlarıyla katladıkları karlarını, medya önünde gururla açıklamaktadırlar..

Mahkemelerin iş yükünü, ağırlıklı olarak, Banka hacizleri, icra, iflas, karşılıksız çek davaları oluşturduğu düşünüldüğünde, bu büyük sorunun Yüksek Mahkeme tarafından , evrensel hukuk ilkelerine uygun, toplum düzenini sağlayıcı, mağduriyetlerin giderileceği bir kararla neticelendirileceğine inanmak istiyoruz fakat bunda da şüphelerimiz var.

Zira her nereye bakılırsa bakılsın, en tepe noktalardan tutunda tüm yetkili etkin ağızlarda entrikalar ile başlayan suni olaylar görülür hale gelmiştir.

Bu bir çöküşün ayak sesleridir, Ekonomideki çöküşün perdelenmesidir.

Anayasa Mahkemesi’nin, Toplumun geniş bir bölümünü ilgilendiren, bu ekonomik çöküş mağdurlarının sorunlarına ışık tutacak, halkın tarafında olacak bir karar alacağını umut ediyoruz.

>Yeni Çek Kanunu Değerlendirmesi

16/02/2010 596 yorum

>53T3DPM39CMG Hukuk Merkezi’nde 19/01/2010 tarihinde gerçekleştirilen ve Y. Doç Dr. Vural Seven tarafından sunulan “Yeni Çek Kanunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi ve Mevcut Duruma Etkisi” konulu seminer..

Konuşmacı : Avukat Y. Doç. Dr. Vural SEVEN

Bütün katılımcılara saygılarımı ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Güncel bir konu üzerinde bugün seminerimizi vereceğiz.
Çek Kanunu 20 Aralık 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Çek Kanunu‘nun yeni düzenlemeleri karşısında uygulamada ne gibi sorunlar yaşayacağız ve geçmişe ilişkin olan düzenlemelerde ne gibi farklılıklar var, bu konu üzerinde görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

yeni cek kanunu

Bir şeyi genel mecrasından çıkardığınız takdirde artık o düzenleme hakkında sağlıklı bir işleyiş yapmanız pek de mümkün hale gelmiyor.
3 grup kambiyo senedinden poliçe, bono, çek. İkisi kredi aracıdır. Çek, ödeme aracıdır.
Çekte vade olmaz dedik. Sistem de buna göre kurulmuştur.
Ancak, 5838 sayılı 28 Şubat 2009’da çıkan kanunla bu daha önceki 2003 yılında yapılan değişiklikle ceza hukuku açısından ileri keşide tarihli çeklere bir değer atfettik. Çünkü şikayet süresini oradan başlattık ondan önce şikayet süresini kabul etmedik. Oradan bir açık ortaya çıktı. Şimdi biraz ileri gittik. 5838 sayılı kanunla dedik ki 31.12.2009 sonuna kadar üzerinde yazılı keşide tarihinden önce bankaya ibraz edilen çeklerin ibrazı geçersizdir diye bir sonuç ortaya çıktı. Şimdi ne yaptık daha bir ileri noktaya gittik. 3. maddenin 8. fıkrasında şimdi burada da başka bir çelişki ortaya çıkıyor. Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının TTK’nın 707. maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması halinde bu çekle ilgili olarak hukuki takip yapılamaz.

Şimdi, dediğim gibi, iş mecrasından çıkarsa başka sorunlarla karşı karşıya geliyoruz.
Kanun koyucu TTK da, çekte vade yok hükmünü dikkate alarak düzenleme yapmış. Kambiyo senetlerinde vadeden önce müracaat hakkı TTK 625’te düzenlenmiş, poliçe ve bonoda. Şimdi poliçe ve bonoda vade olduğu için bu düzenleme yapılmış. Genel atıf maddesi 730’a baktığımızda çekte 625’e atıf yok. Niye yok, çünkü vade yok. Ama şimdi var, Bu durumu nasıl çözeceğiz?
Dediğim gibi, şimdi ihtiyati haciz isterken, ihtiyati haczin iki temel hali var, vadesi gelmiş alacaklar, muaccel ve müeccel vadesi gelmemişler. Vadesi gelmiş muacceller için vadesinin gelmiş olması yeterli ve rehinle de temin edilmemiş olması yeterli. Kambiyo senedi olduğu için zaten ona da ihtiyaç yok. Peki vadesi gelmemişlerde ne olacak? Böyle bir ihtiyaç çıkacak ama.! Çünkü daha önce bunu düşünmedik, böyle bir sorunumuz yoktu. Orada ihtiyati hacze ilişkin vadesi gelmemişlerdeki hükmün uygulanma imkanı buraya yok arkadaşlar. Bir defa onu söyleyelim. Çünkü burada tekrar başa dönüyoruz çekte asıl borçlu yok, herkes müracaat borçlusu, keşideci dahil. Bunu teknik terim olarak kullandığımı zannederim hukukçu arkadaşlar biliyorlardır. Dolayısıyla 625’i kıyasen uygulayabilirsiniz. Şu an hakim, Medeni Kanun madde 1’deki hukuk yaratma yetkisini kullanarak uygulayabilir. Bu mümkün. Çünkü bu, bugünün sorunu, dün yoktu.

Şu anda 3167 sayılı kanun yürürlükte iken karşılıksız çek nedeniyle verilen bütün cezaların veya davaların yeniden baştan görülmesi lazım. Her şey değişti çünkü. ilk dönemlerde de vardı bu tartışma. Şikayetçi kim olacak diye. Hamil. Sonra çeki elinde bulundurmak koşuluyla ara cirantalara da şikayet hakkı 2003’te getirildi. Şimdi yok. Şimdi kalktı. Burada yok. Sadece hamil var. Eğer kanun koyucu isteseydi ki ara cirantaların şikayet hakkı olacağını bunu açıkça düzenlerdi. Karşılıksız çek şikayet hakkı sadece hamilde var, ara cirantaların yok. Şimdi bakın yine ne oldu? Şikayet hakkı ortadan kalktı. TCK’nın 7. maddesi lehe kanun hükümleri bunu da değerlendirilmek zorundasınız. Ceza miktarına ilişkin hükümleri söylemiyorum. Orada da zaten tamamen değişiklikler var, onunda değerlendirilmesi lazım.

Bir önemli değişiklik; şikayet süresi değişti. Şikayet süresi değişti derken; 6 ay, zamanaşımı da 6 ay. Sorun nereden başlayacağı. O başlama noktasını tespit. 3167‘de çek üzerinde yazılan keşide tarihine göre + 10 gün + ibraz süresi + 6 ay idi. Ve bu süre 9 aya da çıkabilir, 10 aya da çıkabilir, 1 yıla da çıkabilir. Şimdi değişti. Çünkü genel hükümler uygulanacak. TCK madde 73. Süre 6 ay. Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği ve öğrendiği günden başlar. Savcı arkadaşlarımızın işi zor. Fiil kolay da fail kim belli değil ki. O dönemde onu tespit edeceksin. Neye göre? Ticaret sicil kayıtlarına göre.

Şu aşamada gerçek kişi tacirler açısından değil de tüzel kişi tacirler açısından anonim şirketlerde ve Limited şirketlerde; yönetim kurulu anonim şirketlerde, limited şirketlerde müdürler kurulu oturup karar alacaklar, içlerinden bir tanesini sorumlu seçecekler.
Diyecekler ki bu arkadaş mali işlerden sorumlu. Karşılıksız çek olursa o sorumlu olacak diye. Bunu da o kararı almakla halletmiş olamayacaklar. Neden? Çünkü mahkeme veya savcılık kovuşturma veya soruşturma aşamasında bunu Ticaret Sicil’den soracak. Mecbursunuz o zaman temsile ilişkin kararları ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeye ki sanığı belirleyebilelim. Bu çok kolay olmayacak. Bakın sadece şikayet süresinde sanığı belirleme açısından sorunumuz çıktı. Peki başka neye etki ediyor? Şimdi 5. maddedeki özel ceza kanunlardaki ceza getiren hükümler işte TCK’nın genel hükümlerine aykırı olamaz diye. Çek kanunu ile genel hükümler tekrar delinmeye başladı.
Birincisi zincirleme suç, müteselsil. Şimdi ara bir dönem daha var yalnız. 31.12.2008 ile bunun yürürlüğe girdiği 20 Aralık 2009’a kadar olan dönemde TCK madde 5 yürürlükte olduğu için genel hükümler uygulanacak ve zincirleme suç olduğu için.
Her çek yaprağı ayrı bir suç olacak. Fakat sıralı çek dediğimiz yani bir tane otomobil almışsınız ve çek yaprağından 5 tane vermişsiniz ve o otomobil alışverişi için ve o kişiye karşı vermişsiniz. Artık burada müteselsil suç var tek suç oluşacak.

İkinci ihtimalde olan taahhütle ilgili bir sorun var.
Şimdi, buradaki taahhüt belki gözünüzden kaçmış da olabilir, belki hiç öyle bir anlam da vermemiş olabilirsiniz diye düşünüyorum. Buradaki sanıkla, taahhütte bulunan sanıkla takipteki borçlu tüzel kişi olursa aynı kişi değil. Bakın bir sıkıntı çıktı hemen karşımıza. Nasıl? Şimdi, takibin borçlusu kim? Tüzel kişi. 3167‘ye göre sanık kim? Gerçek kişi. Ama gerçek kişinin o borçtan sorumluluğu yok ki. O borcu ödemek gibi sorumluluğu yok. Kural olarak onun malvarlığına gidemiyorsunuz. Şimdi taahhüt verdi. Şimdi bu taahhüt mevcut borca katılma mı? Birlikte borç yüklenmesi haline mi geldi acaba? Ve yarın bu borçların yüzde 90 ının ödeneceğini de düşünmüyorum ben. Belki kötümserim, o zaman siz bu tüzel kişi adına olan bu borca burada sanık anlamında taahhütte bulunmakla katılmış mı oldunuz. Onun yanına müteselsil borçlu haline mi geldiniz? Bunlar düşünülmeden şu anda yapılan işler, ileride sizi sıkıntıya sokabilir. En azından, avukat arkadaşlardan yapacaklar varsa oraya bir ihtirazi kayıt koyun.

Nasıl ihtirazi kayıt koyalım?
Şartlamı dersiniz başka yolla mı dersiniz ama savcılığının matbu olarak verdiği belgeyi gördüm çünkü bana getirdiler orada sorun var. Nasıl sorun var? Cezaları ödemek falan oradaki ödenen ceza değil alacağa ilişkin ödeme var. O metinde de bir düzeltme yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Cumhuriyet Savcısı Murat İnci Bey sormuş infazın yada davanın durması için 5941 sayılı çek kanunu geçici 2. maddede ödeme taahhüdünde şekil şartı var mı?
Şekil şartı ödeme taahhüdünde yazılı olması lazım. En azından da savcılığa yada mahkemeye gidip beyanda bulunulup bu beyanın altına imzanın alınması lazım. Başka ihtimal yok. Yani sözlü de yapılabilir de o sözünün tutanağa geçirilir en azından kayıt altına alınması lazım ki; ilk taksidin bir yıl içersinde ondan sonra kalan bölümünde iki yıl içersinde ödenmesi gerektiğinin beyan altına almamız lazım. Yani fiili olarak yazılı olmayı gerektiriyor.

Peki hocam alınan yazılı beyan taahhüt diyelim icra dairesine götürüldüğünde taahhüt olarak kabul edilebilir mi?

İşte biraz önce ifade ettim, edilmemesi lazım. Çünkü orada takip ayrı devam ediyor. Onun takiple doğrudan bir ilgisi yok. Eğer olur dediğiniz takdirde tüzel kişinin borcundan gerçek kişiyi de otomatikman birlikte borç yüklenmesi şeklinde sorumlu hale getireceksiniz. Şu anda taahhüt verenler bu sorunlardan habersiz taahhütlerini vermekteler, yarın bunla ilgili sorunlar yaşayacaksınız.

Beni dinlediğiniz için zannederim biraz içiniz karardı, çünkü çok sorunlardan bahsettim, ama şunu söylüyorum bunların hepsinin üstesinden gelmemiz mümkün, fakat bizim sorunumuz nerde, bunları nasıl uygulayacağımızda.
Elimizdeki malzemeyle neler yapıp yapamayacağımız konusunda. Ve herkes bulunduğu ortamda bulunduğu makamda mevkide yaptığı işte kendi sorumluluğuna uygun ve işine uygun davransa bu sorunların çoğunu yaşamayacağız.
Buna ihtiyaç da kalmayacak. Ve bakın, hukukun hakkı iade edeceğine olan inanç da ortadan kalkıyor. Benim kişisel kanaatimi soruyorsanız, bu eski karşılıksız çek suçlarından hiçbir şey çıkmayacak, çıkmaması lazım. Her şey darmadağın oldu. Ceza kanununun 7. maddesi var. Lehe kanun hükümleri uygulanır. Bunu engellemeniz mümkün değil.

Evet, tekrar beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim
Konuşmacı : Avukat Y. Doç. Dr. Vural SEVEN

>Çek Mağdurları ve adil yargılanma hakkı

29/09/2009 9 yorum

>

Türkiye’de hukuk sistemin adil olamamasında üç büyük neden vardır.
Kopya kanunlardır,başka ülkelerden taklit edilmiş olması, uzun süren yargılama sistemi, yüksek yargı mensuplarına çok geniş şahsi içtihat kanaati verilmesidir.Türk Hukuk sisteminde,Türk Ticaret Kanunundan kaynaklı Anayasamıza evrensel hukuk kurallarına aykırı olarak borca hapis uygulaması yani karşılıksız çek hapsinden doğan çek mağdurları dramı tek değildir.
Anayasaya aykırı olan birde haciz sistemi sorunu da vardır.
Y.H.G.K. 31.3.2004 tarihli 2004/12/202 esas 2004/196 sayılı kararı açıkça bir Anayasa ve İcra İflas Yasasının ihlalidir.
Anayasamızın 14. maddesinde Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz denmiştir.
Yasa Koyucu, İcra ve İflas Kanunun 79. maddesinde haczi icra memurunun yapacağını belirtmiştir
80. maddesinde icra memurunun yetkilerini ve
81. maddesinde kolluk kuvvetlerinin icra memuruna yardım etme zorunluluğundan bahsetmiştir
82. maddesinde Haczi Caiz Olmayan Mallar ve Haklar başlığı altında aşağıdaki şeyler haciz olunamaz demiştir.
İlgi kararda ise Gerek İcra ve İflas Yasası’nın 79. maddesinde, gerekse 85. madde ifadesinden ortaya çıkan sonuç, icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmamıştır.
79. madde kesin bir ifadeyle icra dairesinin haczi yapacağından, 85. maddede belirtilen yasal koşullar altında borçlunun mal ve haklarının haciz olunacağından söz etmektedir.
85. madde sadece, alacaklara yetecek miktarın saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır.
Eğer haczi icra memuru yapacaksa (İ.İ.K madde 79) haczi yapamayacak olan kimdir? Basit bir mantık ile yola çıkarsak haczi yapamayacak olan haczi yapan kişidir.
Görüldüğü üzere Y.H.G.K Yasa Koyucunun koyduğu yasayı kendine göre bir mantık yürüterek değiştirmiştir.
Anayasamızın 7. maddesi Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir Bu yetki devredilemez ve 11. maddesi Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz ve 14. maddesi Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz demektedir.
Bu maddelerden çıkan sonuç aynı zamanda “hiç kimse kendine yasama yetkisi veremez olmalıdır.
Buna karşılık, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.3.2004 tarihli kararında “borçlu haczi caiz olmayan bir malın haczine, malın haczi sırasında muvafakat verebileceği gibi, şikâyet yoluna gitmeyerek zımnen rıza gösterebilir. Bu durumda borçlu artık, haczedilen bu nitelikteki mal yada hakkından mahrum kalmanın bütün sonuçlarını bilmektedir” hükmünü getirmiştir ve Yüksek yargı kuruluna itiraz yetkisi kimsede yoktur. Borçlunun psikolojisi bozuk, moral olarak çökük, maddi manevi problemler yaşayan biri olduğu göz önüne alınırsa ve özellikle borçlunun (tüm vatandaşlar gibi) devlete ve devlet dairelerine olan güveni göz önüne alındığında yapılan davranış düşünce sınırlarını zorlamaktadır.
Bilindiği üzere kişinin haline münasip tek ev ve kişisel eşyaları haciz olunamayacağı İ.İ.K 82. maddede emredilmektedir karara göre borçlu bu tek evinin haczedilmesine muvafakat verebilir yada zımnen rıza gösterebilir. Akıl ve mantık yolu ile düşünürsek, bunu da İ.İ.K ile birleştirirsek hangi borçlu oturduğu tek evinin %40 değerine satılması ihtimalini göz önüne alarak bu evin haczedilmesine muvafakat verir?
Ülkemiz içinde yasaya aykırı davranışta bulunma hakkı Yargıtay Genel Kurulu eliyle sadece alacaklı ve icra dairelerinde bulunmaktadır ülkemizde bahsi geçenlerin haricinde yasaya uymama hakkı olan başkaca bir kişi yada kurum da yoktur. Görüldüğü gibi devletin bir organı, temel hak ve hürriyetlerin engellenmesine sebep olmuştur ve bu üst düzey bir yargı kurumudur.
Bu hükümle Anayasa ve yasa maddelerine aykırı davranılmaktadır, insanların ihlal edilen hakları şunlardır.
Alenen ihlal edilenler.
Adil yargılanma hakkı, Anayasanın 10. maddesi, Anayasanın 17. maddesinde konut dokunulmazlığı, Anayasanın 21. maddesinde, Anayasanın 35. maddesinde, Anayasanın 36. maddesinde bahsi geçen, Kanun önünde eşitlik hakkı, maddi ve manevi varlık, bahsi geçen konut dokunulmazlığı hakkı, bahsi geçen mülkiyet hakkı, bahsi geçen hak arama hürriyeti..

Karşılıksız çek cezalarında 31.12.2008 tarihinden bu yana sürdürülen cezalık halinin devamı, Türk hukuk sisteminde ne ilktir nede bu yapıyla bir son olacaktır.
Karşılıksız çek cezalarında, kanun hükümlerinin 31.12.2008 tarihinde yitirilmesine rağmen aynı şekilde sürdürülmesi cezaevlerinde bu cezalar yüzünden on binlerce insanın tutuklu kalmasına mazeret olarak ekonomik kaygıların sunulmasının hukuk devletiyle bağdaşacak hiç bir yönü yoktur.
Kanunları bilmemenin bir mazeret olmadığı belirtilebilir bu mazeret bir hukuk devletinde yasaya aykırı bir talepte bulunabilmenin ve yerine getirilmesinin mazereti olamaz.
Devlet mazeret sunmaz.
Yargıdan hala Karşılıksız Çek mağdurlarının uğramış olduğu bu haksızlıkların giderilmesi yönünde bir içtihat beklemeli miyiz?

Yargıtay halkımızın güvencesi konumunda olmalıdır. Yerel mahkemelerin hukuki bir hataya düşmeleri durumunda Halkımızın, bu durumun Yargıtay tarafından düzeltileceğinden ve Yargıtay’ın kesin bir adil yargılama mercii olduğundan emin olması gerekmektedir.
Aynı şekilde yerel mahkemeler de, Yargıtay’ın hatalı bir karar vermesi durumunda, bu hatayı düzeltebilecek; adaletin ve kanunların gerektirdiği hükümde kararlılık gösterebilecek bir adalet anlayışı içerisinde hareket edebilmelidir.
Adalet komisyonunda Milletvekili Avukat Rıdvan Yalçın tarafından hazırlanan borçlunun ev eşyalarının haczinin kapsam dışına çıkartılması amaçlayan yasa tasarısı vardır.

ilgili yazılar: icra iflas Kanununa aykırı davranmak?